Ecce Homo’ya dair Nietzsche ile Sohbet

Dün köyden gelirken yolda Ecce Homo’ya başladım. Uzun zamandır okumak istediğim ama korktuğum bir kitaptı. Ama artık, “anlayamamayı” göze aldım ve başladım. İşin ilginç yanı, Nietzsche’yi az biraz da olsa anlayabiliyor oluşumdu 🙂 Etkilendiğim tespitleri karşı durduğum fikirleri kadar çoktu. En sonunda bir ilk yapmaya; bir kitabı bitirmeden bölüm bölüm yorumlamaya karar verdim. Bu yazı bir yorum yazısı da olmaycak aslında… Nietzsche ile restleşmelerim ve kendi kendime konuşmalarım gibi olacak… Hadi bakalım…

Bölüm 1 üzerine: “Neden Böyle Bilgeyim“:

Canlılığımın en alt noktasına ulaştım = Bir kere şu “ulaşmak” fiili, kendi içinde “varılmayı arzu edilen bir şeyi hedef” almaz mı? Yani ancak istediğiniz ve amaçladığınız bir şeye “ulaşırsınız”, istemediğiniz bir şey ise “başınıza gelir”. Eğer çevirmenin hatası yoksa bu fiilde, Okumaya devam et

Prens (Machiavelli) Hakkında Notlarım

Bu yazıda özet çıkarmıyorum. İlerisi için kendime not çıkarıyorum. Eksikliklerim veya zayıflıklarım için reçete yani (bir bakıma). Elbette Machiavelli Prens’i yazarken devlet yönetimi hakkında prensleri kendi deneyimleri ışığında bilgilendirmeyi ve böylelikle söz konusu kitap sayesinde sürgün yaşamından kurtulmayı amaçlamıştı. Ne yazık ki o dönemin prensi Lorenzo de Medicini bu kitabın önemini fark edemeyecek kadar kördü… Umarım benim gözlerim biraz açılmıştır (hala açıldığını hissetmiyorum ya neyse). Bakalım Machiavelli’nin ağzından kendim için tuttuğum notlar neymiş:

  • Ahlak ve politika aynı anda olamaz artık
  • İnsanlar özünde çirkef, yalancı, bencil ve çıkarcıdır (aslında doğru bu; doğru olmasaydı, kutsal kitaplar ve peygamberler gönderilmezdi)
  • Etik – politika anlayışı başarı getirmez
  • Machiavelli krallara ders verir görünmekte ancak halklara ders vermeyi amaçlamıştır diyenler var imiş (Diderot ve Russuou gibi). Ben buna inanmıyorum. Machiavelli de o tasvir ettiği insanlardan. Bu yüzden tek gayesi bilgi birikimi ile göz doldurup prensin gözüne girmek ve sürgün hayatından kurtulmak. Bunu mektuplarından da çıkarabiliriz aslında. O düşünürüler niye bunun farkında değil ki??
  • İnsanlara ya nazik davranılmalı ya da tamamen ezilmelidir, böylece onların intikamları hafif ama zararsız olur. Misillemenin korkusuyla yaşadıklarında onların verebileceği zarardan korkulmaz.
  • Virtue (erdem, ama bizim bildiğimiz erdem kastedilmiyor Machiavelli’de) sahibi olanlar takip edilmeli izlenmeli ve gerekiyorsa taklit edilmeli
  • Yetenek; kapasite ve fırsat olmadığında harcanır
  • Kendi yalvarmalarına başvuranlar başarısız olurlar; ama kendi güçlerine ve olanaklarına başvuranlar nadiren başarısız olurlar.
  • Onlar (güçlüklerle karşılaşanlar kastediliyor) saygı kazandığında ve tüm kıskananların nüfuzunu yok ettiğinde onlar için geriye güç, kudret, onur ve zenginlik kalır
  • Hiero, mevcut eski ittifakları bozup yenilerini oluşturdu
  • Her zaman sıradan biri olarak yaşayan kimse, karakter gücüne ve büyük taraftarlara sahip olmadıkça nasıl kumanda edeceğini bilemez
  • İlk önce kuması gereken temelleri kurmayan biri, bu temelleri daha sonra beceri ve yetenekle başarılı bir şekilde kurabilir
  • Yapılan iyiliklerin eski kötülükleri unutturduğuna inanan biri kendisini aldatmış olur
  • Tek vuruşta zarar her gün yapılan zulümden daha iyidir
  • İyilikler, daha .ok hoşa gitmesi için azar azar verilmelidir
  • Hoşgörülü olduğun zaman da boşuna zaman harcamış olacaksın; bunu zorunlu olarak yaptığını düşünecekler ve minnet duymayacaklardır
  • İnsanlar kötü davranacağını beklediği birinden iyilik gördüğü zaman kendilerini diğer hayır sahiplerinden daha fazla borçlu hissederler (neden?)
  • Bilge bir prens; insanları, devlete ve kendine muhtaç olacak şekilde tasarlamalıdır. Böylece insanlar prense her zaman sadık kalacaktır. (dünya düzenini bundan daha iyi tasvir eden bir cümle daha var mıdır acaba?)
  • Beslenen ve korunan insandan zarar gelmez
  • Yardım almak yardım eden için yararlıdır ancak yardım alan için değildir. Sonuç kötü olursa birlikte zarar görürler ama sonuç iyi olursa yardım alan yardım edenin esiri olur
  • İtalyan deyişi “Hiçbir şey, kendi öz gücüne dayanmayan bir iktidar şöhreti kadar zayıf ve istikrarsız değildir
  • Uygulama ve öğrenme ana hedef olmalı
  • İdealler ile mevcut durum arasına bakarken gerçekçi olmalı
  • Cimri olmak cömert olmaktan iyidir.
  • Yoksulluk – aşağılanma – açgözlülük; bunlardan sakınabildiğin sürece cimri olmaktan korkma
  • Cömertlik gibi kendini hızla yıkan bir şey yoktur. Cömert biri olunca gücünü yitirirsin ya da yoksul ve acınacak biri olur, yoksulluktan kaçmak için yaptıklarınla nefret duyulan ve açgözlü biri olarak görülürüsün (büyüksün Machiavelli).
  • İnanmakta ve harekete geçmekte hızlı olmalı
  • Aşırı güven sakınmazlığa iter ve tehlikeye açık hale gelirsin
  • Tüm insanlar iyi olsaydı bu iyi bir temenni olurdu. Fakat insanlar, namussuz ve sözlerini tutmaz olduklarından senin de sözünü tutman gerekmez (Machiavelli inanları ya iyi tespit etmiş ya da hiç güveni yok)
  • Sözünü tuttuğunda zarar göreceğini biliyorsan bu sözünü tutmamalısın
  • Prens; merhametli, güvenilir, insancıl, inançlı ve dürüst görünebilir; böyle olabilir de. Fakat zihin öyle bir biçimde ayarlanmalıdır ki olman gerekiyorsa tersine değişebilmelisin.
  • Yapabildiğin sürece iyilik yap; ama, gerektiği sürece kötülüğü nasıl takip edeceğini de bil.
  • Hiç kimsenin aldatamayacağı biri gibi görünmelisin
  • Lüks yaşamı ve gevşekliği kararınca küçümse
  • Prensler, büyük zorlukları ve terslikleri alt ettiklerinde büyürler
  • Zorlukların hakkından gelmek sana yarar sağlar;öğrenirsin çünkü. Ve merdivenleri o zorluklar sayesinde çıkabilirsin ancak.
  • Gerekmedikçe, kendinden daha güçlü olanlarla birleşme.
  • Halkın arasından ağzı sıkı olanları seçerek onların herhangi bir konu üzerine düşüncelerini sormalısın ve düşüncelerini açıkça söylemelerine izin vermelisin. Ama sadece onlara izin vermelisin, başkalarına değil.
  • Başkalarının görüşlerini kendin istediğin zamanlarda dinlemelisin. Diğerlerinin istediği zamanlarda değil. Sen istemediğin halde öğüt vermeye çalışanları azarlamalısın.
  • İnsanlar, kendilerini dürüst olmaya zorlayan bir şey altında olmadıkça her zaman dolandırıcılık yaparlar (Efsane!!)
  • İnsanlar mevcut olan şeylere eskilerden daha yakın temas ederler ve mevcut olanlardan hoşnut olduklarında daha ilerisini aramayıp mutlu olmaya bakarlar.
  • Talih; kendisini, ona direnecek kadar güçlü ve düzenli olmayan yerlerde gösterir.
  • Zamanın gereklerine uyulmalı
  • Zamanın gereklerine uymayı bilmek de yetmez; kendi doğalarının eğilimlerine de karşı kayabilmeliler
  • Atılgan olmak sakıngan olmaktan daha iyidir

Gelelim kitap hakkında ne düşündüğüme… İnsan doğasının kötülük üzerinde temellendiğini hissettirdi. İnanıyor muyum? Kısmen. İçimizde bozuk bir taraf var, bu kesin. Yoksa dinler, peygamberler gönderilmezdi “doğru yolun ne olduğunu göstermek için”. Demek ki özünde kötüyüz ve kötü yollardan gitmeye meyilliyiz. Ama şu da var ki, insan doğasının bir parçasında da eser miktarda da olsa iyilik var. Bu şeye benziyor; hangi köpeği beslersen o güçlenir… Sanırım biz  kara köpeği beslemeyi kolay buluyoruz… Neyse…

Kitap iyiydi.  Machiavelli’nin “Hükümdar” kitabının özetinin özetiymiş gibi hissettim. Aynı olaylar ve kavramlar çok benzer şekilde ele alınmış bu kitapta da. Hatta iki kitabın da sıra dizileri de aşırı benzer… Önce Hükümdar sonra Prens okunsa gayet iyi olur. Hem pekiştirme anlamında hem de kavrama anlamında.

Keyifli bir okuma süreciydi. Kitaba verdiğim not 5/5. Ayrıca kitap 140 sayfa olduğu için ve daha önce Hükümdar’ı okumuş olduğum için çok çabuk bitti. Aralar vermeme rağmen bir gün de bitti. Sonuç olarak tavsiye ederim. Tabi özellikle siyaset felsefesinden hoşlananlara tavsiyemdir. Kitabın dili hiç ağır değil, ancak alt bağlamlar ciddi düşünsel çaba istiyor.  Bu sebeple şunu söyleyebilirim ki, ilk kez okuyacaklar için de kolay, alt bilgisi olanlar için de. Ama ilk kez okutacaklar biraz yüzeysel kazançlarla bitirirler kitabı. Yani okuması çok kolay olmasına rağmen durup düşünerek okumayı tercih ederseniz daha yararlı olur…

SÖZÜN SONU = EY DUYGU! TİTRE VE KENDİNE GEL!!! BIRAK ARTIK TEZ DIŞI KİTAPLARI OKUMAYI!!! TEZİNE DÖN!!! TEZİNE SARIL!!! NE DİYOR MACHIAVELLI : ZAMANIN KOŞULLARINA UYUM SAĞLA!!! Bana müsaade… Gelecekteki ben, sana sesleniyorum: hala duyguların ve zevklerin yön veriyor günlerine saatlerine… Umarım öğretim üyesi olamyı başarmışsındır. Başaramadıysan bunun sebebi şuanki tembelliğindir!!

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

 

Temmuz ilk yarı özeti

  • aptal bir kitap : Kayıp Gül bitti = not 1/5 (al kitabı duvara çal!!!)
  • Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü bitti = notu 4/5 (yazara gıcık olduğum için kırdım o bir puanı da)
  • Arkadaşlığın Matematiği bitti = notu 3/5  (yazara gıcık olduğum için kırdım o iki puanı da)
  • Gılgamış Destanı bitti = notu 5/5 (müthişti)

Yani tatilde 5 kitap okuma hedefime az kaldı. Ama tezde hiç ilerleme yok. Hala mutsuzum ve endişeliyim… Dur bakalım… Gün doğmadan neler doğar…

GÜNCELLEME = Machiavelli’nin “Prens” kitabı ile tatil hedefine ulaşmış oldum. Notu 5/5. Yalnız bir şeyi fark ettim; bu kitap sanki “Hükümdar” kitabının özetinin özeti gibiydi. Söz konusu kitap da yine Machiavelli’nin. 

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

Hediye Kitap Etkinlikleri (!)

Niye ünlem? Çünkü kızgınım! Kitapsever ve kitapokur biri iseniz hediye kitap etkinliklerini mutlaka duymuşsunuzdur, eminim. Ama duymayanlarınız için kısaca bir özet geçmemi mazur görmenizi rica ediyorum.

Hediye kitap etkinlikleri genellikle sosyal paylaşım sitelerinde (özellikle facebook) genellikle bir kişinin atılımı ile duyurusu ile başlar. Etkinliğe katılmak isteyenlerin ya listesi oluşturulur ve zincir yapılarak kimin kime kitap hediye edeceğine karar verilir ya da liste yapılmadan arkadaşının arkadaşı-nın arkadaşı gibi uzaya uzaya zincir kendiliğinden oluşturulur.

Şimdi gelelim benim kızgınlığıma. Kızgınlığım deneyimlerimden kaynaklı. Ben bana ismi çıkan kişilere; özenerek ve kalite arayarak kitap seçiyorum, seçtikten sonra gidip satın alıyorum ve yine özenerek not düşüyorum kitaba. Çoğunlukla da ya bir kalem ya da bir küçük defter iliştiriyorum kitabın yanına. Tabi yine o kalem ve defterler de özenerek seçilerek alınan şeyler. Ve öyle gönderiyorum o kitabı.

Ayrıntılı olarak değinmek istediğim bir konu var; kitap seçimi. Eğer ismi bana çıkan kişi arkadaşımsa karakterine göre alıyorum kitabı, kişi tanımadığım biri ise mutlaka facebook veya google ile profilini tarıyor karakterini-zevklerini anlamaya çalışıyorum ve kitabı ona göre seçiyorum. Elbette alacağım hiçbir kitabın edebi niteliğinden ödün vermiyorum ama profil önemli; çünkü, kişinin yaşı, cinsiyeti, mesleki durumu, ekonomik durumu gibi gibi gibi etkenler nitelikli kitaplar arasında seçim yapmamı kolaylaştırıyor. Örneğin, diyelim ki bana ismi çıkan kişi tanımadığım biri ve internetten taradığım kadarıyla yaşı 20-22 yaş arası ve genellikle çiçek böcek fotoğrafları paylaşmış biri olsun. Tutup da, bu kişiye Patti Smith’in Çoluk Çocuk kitabını göndermem. Bunun yerine yaş aralığını ve okuyor olma durumunu da göz önüne alarak hayata dair olumlu olsun diye Küçük Prens’i gönderirim. Dikkat edin; sıradan bir kişisel gelişim kitabı/romanı göndermem. Diyelim ki etkinlikte bana çıkan kişi, evli ve çoluk çocuklu  bir bayan olsun. Bu hanımefendiye de Platon’un Devlet’ini göndermem. Onun yerine Stefan Zweig’ın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu gönderirim. Hem okuması kolay olur, hem çoluk çocukla uğraşmanın arasında bitirebilir hem de FARK EDEBİLİRSE KİTABIN DERİNLİĞİNİ HİSSEDEBİLİR. Diyelim ki bana çıkan kişi, instagram paylaşımlarından çıkardığım 25-30 yaşları arasında gezgin ruhlu ve rock müzik seven bir beyefendi olsun. Üniversite okuduğu hissine kapılmış olayım (yine aynı kişinin paylaşımlarından). Bu kişiye tutup da Platon Devlet’i veya Reşat Nuri Güntekin’in Ateş Gecesi’ni değil Çöpteki Çiçekler veya Çoluk Çocuk’u alırım. Mesleğine aşık bir öğretmen çıkmış olsaydı eğitimle ilgili en nitelikli kitabı alırdım. Gibi gibi gibi…

Ama kesinlikle “üzerinde çay kahve izleri olan, sayfaları bakımsızlıktan ve güneşten kavrulmuş, niteliksiz bir kitabevinden çıkmış, içinde bırak bir küçük paragrafı bir küçük ‘sevgiler, iyi okumalar’ı bile barındırmayan, ucuz kişisel gelişim romanı olan veya daha da kötüsü burçlar kitabı olan, evde atıl durumda olan ve gözden çıkarılan” bir kitabı hediye olarak göndermezdim. Önce kendime saygısızlık sonra karşımdakine hakaret olarak görürdüm.

Ne yazık ki, bana gelen kitapların çoğu yukarıda anlattığım gibi. Elbette aralarında çok kaliteli seçimle ve nazik tutumla kitap gönderen kitapseverler de var. Ama çoğunluğu ne yazık ki diğer kesimden (örneğin bir tanesinin fotoğrafını aşağıya ekliyorum). Bu sebeple artık hediye kitap etkinliklerine katılmıyorum.

Eğer bu yazımı buraya kadar okuduysanız, ileride bir hediye kitap etkinliğine katılmayı düşünüyorsanız size önerim “lütfen ama lütfen, çok kararsız kalırsanız en azından bilinen Türk klasiklerinden alın gönderin”. Reşat Nuri, Halide Edip, Yakup Kadri’yi gönderin. Ha yok; “belki Türk klasiklerinin dili ağır olur” diyorsanız (ki kesinlikle öyle bir şey yok) yabancı klasiklerden gönderin. Nitelikli bir kitap göndermiş olursunuz. Şimdi, içinden “kitap okusun da nasıl kitap okursa okusun” diyeniniz çıkabilir. Ben, insanı düşünmeye itmeyen hiçbir kitabın insana katkı sağlayacağına inanmıyorum.

Tamam ben de ara sıra çerezlik, kafa boşaltmalık dandik kitaplar okumuyor değilim (hele bu aralar)… Ama… Neyse… Söz uzar anlam kısalır… Susayım… Mutlu günler yol arkadaşım. Günün bol kitaplı bol huzurlu olsun.

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

Şubat’a başlamadan önce…

Tek gerçeğe değinmeyeceğim.

img-20170109-wa0001

Tatil başladığından beri, daha doğrusu başlamasına an kaldığından beri okuyorum. Şuana kadar şu son bir ayda okuduklarım:

# 20 # Yeni Dünya (Sabahattin Ali) 

# 19 # Casus (Paulo Coelho) 

# 18 # Hükümdar (Machiavelli) 

# 17 # Berci Kristin Çöp Masalları (Latife Tekin) 

# 16 # Akademinin Sefaleti Üzerine (Strasbourg&Mathew)

Elimde olan kitapsa Umberto Eco’nun “Sıfır Sayı”sı. Daha ilk sayfasından beni kendi içine çekti. Bakalım nasıl ilerleyecek ve bitecek… Bu tatil yetmedi kitaplara…

img-20170126-wa0013

Kitapların arasında daha çok vakit geçirsem de sulu boya ve kahve keyfinden de vazgeçmedim bu süreçte. Bir de şal örme gibi ukdem de son buldu. İşte koltuk şalım. Okumaya devam et

2017 – Kitap Listem

book-challenge-2017Evet kısa keseceğim. Bu sefer yıllık kitap hedefime ulaşacağım! Çünkü havai hedef koymadım, 100 kitap, 60 kitap gibi.

Hedefim bayağı az bu sene: 20 kitap.

Lİstem işte:

# 20 # Yeni Dünya (Sabahattin Ali) = BİTTİ =

# 19 # Casus (Paulo Coelho) =BİTTİ =

# 18 # Hükümdar (Machiavelli) =BİTTİ =

# 17 # Berci Kristin Çöp Masalları (Latife Tekin) =BİTTİ =

# 16 # Sıfır Sayı (Umberto Eco) =BİTTİ =

# 15 # Kumarbaz (Dostoyevski)

# 14 # Ölü Canlar (Gogol)

# 13 # Yüzüklerin Efendisi 

# 12 # Ateşten Gömlek (Halide Edip Adıvar)

Hadi bakalım keyif zamanı 🙂

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ D@Di ~

Kitap Yorumu : Yeni Dünya (Sabahattin Ali)

2017'nin ilk kitabı # 1 # Yeni Dünya (Sabahhattin Ali)

Karşınızda 2017’min ilk kitabı duruyor. Bu yıl çok çok çok düşük bir hedef koydum kendime : 20 kitap.

Çünkü 100 gibi bir hedef koyup ulaşamayınca komik oluyor…

İlk kitap olarak da listeme Sabahattin Ali’yi aldım 🙂 İçimden geçen “İçimdeki Şeytan”ı bastırarak “Yeni Dünya”yı aldım. Pişman değilim. Çünkü kitap çok güzeldi…

Gelelim kitap eleştirisine 🙂

Kısaca Künyesi: Okumaya devam et