Eflatun Kitap Kafe (Eskişehir)

Dünden önceki gün tez için güdülenmek ve biraz da kitap okumak için dışarı atmıştım kendimi. Ancak girdiğim mekanlarımın hepsi dopdolu olunca ortada kalıverdim… Sonra biraz kaybolma biraz Gogo Amca (Google) sayesinde bir kafe keşfettiğimi SANDIM!

O da ne!!! NaN! Daha önce keşfettiğim ama adını ve yerini unuttuğum cennet köşesindeydim!!! Bendeki unutkanlığı sağır sultan duyduğu için hiç yadırgamadım durumu :)) Napim, unutuyorum işte :))

Eflatun Kitap Kafe ile ilgili olarak 8 maddede birkaç kelam etmeyi hak görüyorum kendime;

  1. Kafe iki katlı bir evin bozması olup çok küçük ama çok şirin… Dibinizdeki masa hakikaten dibinizde!! 🙂 Ama herkes sessizce konuşuyor, muhabbet ediyor 🙂 Kendinizi kütüphanede sanırsınız 🙂
  2. Eline bir kitap almış saatlerce okuyan orta yaş üstü insanları da görebilirsiniz, bir bilimsel araştırma üzerine öğrencilerini etrafına toplayıp konu tartışan hocayı da, benim gibi bir deliyi de, üniv sınavına deneme çözerek hazırlanan pikaçuları da 🙂
  3. Çayınız, hakikaten eski usul demlenerek gelir önünüze 🙂 Çay sevmeyen ben bile içebiliyorum siz düşünün :))
  4. Dakikada bir gelip de “Bir şey ister miydiniz?” diye çayınızın bittiğini ve yeni bir şey sipariş etmeniz gerektiğini hatırlatanlar yok 🙂 Hatta siz utanıyorsunuz ve ” çöktüm buraya saatlerdir, bir çay söyleyeyim ayıp olmasın” moduna bağlıyorsunuz 🙂
  5. Ekşi sözlükte biraz okuduğum kadarı ile nakit çalışıyormuş bu kafe. Henüz bu bilgiyi doğrulamadım. Bugün öğrenirim… Ama ne olur ne olmaz yanınızda nakitle gidin.
  6. Kafenin ortasında bir soba var ve tüm kafeyi o soba ısıtıyor :)) Tabi dibini ben kapıyorum :)) Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; lavaboları buzzz gibi, totonuz donuyor haberiniz olsun. 3 dakikalık iş için giren birinin 20 dakika geçse de ısınmıyor totosu ve ayakları 🙂 Hım, bu arada lavabolar cinsiyetsiz. Buna rağmen çok temiz!!!
  7. Kitap satışı da yapıyor kafe. Ama biraz incelediğim kadarıyla kitap arşivleri pek geniş değil. Az kitap var ellerinde ve hemen hepsi klasiklerden oluşuyor.
  8. Kafenin bir köşesini bilim kitaplarına ayırmışlar; bilim rafları var 🙂 Önünde de bir küçük masa… Yüce NaN!!! Daha ne isterim ki 🙂

Sonuç? İyi geldi bana bu kafe… Cidden iyi geldi… Kalabalık etmeden gitmenizi öneririm. Bir de ne olur dandik insanlara bu kafeyi söylemeyin. Zira, kafenin havasını ve saygınlığını bozup oranın sahiplerinin devamlı müşterilerinin ayağını keserler…

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Dyg ~

Reklamlar

Dün gecenin kahvesi :) Bu sabahın müziği :)

Sabahlayabilmek için dün kahve içtim; arka arkaya 2 Türk kahvesi 🙂 Ötekiler bende etki etmiyor :/ Uykum kaçtı elbette, yani istediğim oldu. Ama ben ne yaptım? Camış gibi yattım; müzik dinledim, youtube’da kayboldum 🙂 Bi ara azıcık kitap okumuş olabilirim lavaboda: “Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev” (Jean-Jacoues Rousseau). Neyse, sonra düşündüm… Düşündüm… Düşündüm… Dünya ve insanlar üzerine düşünmeye son verdikten sonra instagramdan yazanların akademi ile ilgili sorularına cevap verdim. Sonra instada dolaştım durdum. Amaaaaa içim nasıl huzursuz nasıl huzursuz!! Annnlatamam 🙂 Dedim ki ben yarın ki görüşmeyi askıya alayım, dışarıda çalışayım. Haftaya da hocanın karşısına bomba gibi çıkarım 🙂 Sabah oldu saat 9… 10… 11… Tabi bende hala tıkkk yok. Yine youtube açtım ayılmak için. Ve çok güzel bir akustik daha keşfettim 🙂 Motive oldum, birazdan dışarı atacağım kendimi 🙂 İşte buyurun o akustik kayıda 😉

Dışarıda hava kapalı. Haliyle benim havamı da kapatıyor. Zaten havam kendiliğinden kapalı olmaya meyilli 😀 Şimdi bir kahve yapayım kendime, sonra dışarı atayım kendimi ve biraz ders çalışayım… Ve son olarak; humoooooor diyorum! 😉

~ Dyg ~

Eskişehir’de İlk Kar ❄ ☃

Bugün uyandığımda bir de baktım kiiii “Heeeer yeeerde kar varrr ♪ ♫ “

Karı görünce keyiflendim 🙂 Hemen giyinip dışarı attım kendimi 🙂 Yanıma makalelerimi de aldım kitabımı da ve kahvaltı yapmaya gittim. Kahvaltı gelene kadar Savaş Sanatı (Sun Tzu) kitabına gömüldüm. Kahvaltıyı da yine Sun Tzu’yla birlikte yaptım. Kahvaltı bu yüzden bayağı bayağı doyurucu oldu; malum bi lokmadan öteki lokmaya geçiş 10 dakika sürünce yavaş yemenin hakikaten doygunluk yaptığını hissettim.

Sonraaaa… Malum kahvecime gittim ve makaleleri ardı arkasına bitirmeye başladım. Sonra kalori almak için ara verdim; ancak nerede yiyeceğime uzun süre karar veremedim. Hamburger yemek istemiyordum, noodle da yemek istemedim (çok pahalı ya), dürüm de istemedim… Kalakadım bi süre. Sonra “Espark’a bi gideyim de orada karar veririm nasıl olsa” deyip oraya geçtim.

Yürürken müthişti karın yağışı ♥ Keyiflendim… Keyfini çıkardım… Sabah gelirken de müthişti, akşam yürürken de 🙂 Cidden çok mutlu oldum 🙂

Hımmm… Pizza da karar kıldım, çabuk çabuk bir dilim yeyip yine kahvecime gittim. Ve kahvecide bir sürprizle karşılaştım 🙂 Ama söylemem 🙂

Neyse, yine aynı sipariş ve yine aynı yer ile düzenimi bozmamış oldum. Ve gün için kendime koyduğum hedefe varamasam da çok iyi bir efor harcadım bugün. AAAA Bİ SANİYEEE!!! Kalkma saatim olarak 21:00’de karar kılsam da makale okumaya o kadar dalmışım ki 21:16’yı gördüm :)) Bu iyiye işaret 😉 İnşallah bi gün aynı eforu tezim için de harcarım :))

Kahveciden kalkmayı hiççç istemedim 😦 Eve doğru yürürken yarın yine E. ilçesine gidecek olmanın mutsuzluğu çöktü, büyükşehirde yaşayamamanın hüznü çöktü… Arek beddua etmişti tayin istediğimde “öyle bir yere atanırsın ki inşallah burayı mumla ararsın; beter bir yere çıkar tayinin inşallah da buranın kıymetini anlarsın” demişti. O an o bedduanın çıkacağına emindim ve korkmuştum. Ve o beddua düşündüğüm gibi tuttu. Gerici yobaz bir yerdeyim artık… Neyse, başa gelen çekilir ne diyelim 🙂

Şimdiden herkese iyi pazarlar 🙂 Ben şu Savaş Sanatı’nı bitireyim.

~ Dyg ~

HALK BAHÇESİ KABUSU

Adana Atatürk Bahçesi, Ankara Güvenpark, Eskişehir Köpekli Park ve Çanakkale Zübeyde Hanım Halk Bahçesi…

Sanırım her şey Adana-Atatürk Bahçesi ile başladı. Günün birinde bir kıza tecavüz etmişler bir delikanlıyıda kesmişlerdi… Haber manşet manşetti. O parktan hep uzak durmuştum. Oysa ki Adana’nın en meşhur, en güzel, en eski ve kalabalık alanıdır orası. Ama sevemedim işte.

Ardından Ankara-Güvenpark. Kadın pazarının gece geç saatlerde başladığı ve sabaha kadar tüm hızıyla devam ettiği, bu yüzden sivil polislerin sürekli kontrole çıktığı bu parkı sevemedim gitti. Ankara’da 4 yıl. Her yere ulaşımda kilit nokta olan bu park mecburiyetti, sevmelik değildi. Sadece ODTÜ arabalarını severdim o parkın.

Eskişehir Köpekli Park’ın öyküsüyse sadece “köpekleri”. Aslan bozması köpeklerinden tiksine tiksine artık o parktan da tiksinir oldum. Önünden bile geçmek istemediğimden hep yolu uzatmışımdır. Kulağı ters tutma hesabı. Bir de yerlere oturup cep telefonundan müzik dinleyen ergenuslar yok mu… Hani saçları tek tip kesilmişler… Öldürüyorlar beni.

Çanakkale-Zübeyde Hanım Halk Bahçesi’nin hikayesi ise ilin en faal alanı olması. Evet bu güzel ve hoş bir şey ama geç saatlerde değil. Zaten parklardan hoşlanmıyorum, üstelik bir de geç saat… Geleni geçeni korkutuyor. Benim için park demek hele ki geç saatlerde başıboş saçma tiplerin volta atması demek. Tekin olmayan yer demek. İster gerikalmışlık ister hüsnükuruntu deyin ama durum bu.

Geç saatten kalma bir kare ekleyelim bu yazıya:

DaDi’nin Koltuk Sevdası

yalnız koltuk AnkaraknA

Koltuk sevdası dediysek makam mevkiyi kastetmiyoruz tabi.

DaDi’nin eski koltuk sevdası, Eskişehir’deki İnsancıl Kitabevi’nin alt katındaki eski koltuklardan oluşturulmuş oturma köşesinden geliyor.

Eskişehir’e özgü bir kış günü BigEye ile DaDi her zamanki ritüellerini gerçekleştirmek üzere İnsancıl Kitabevi’ne giderler. Alt kat yani eski kitaplar bölümü tam da DaDi & BigEye’lıktır. Ana! O da ne?! Köşede bir ısıtıcı, yanlarında eski derme çatma farklı kumaş ve desenlerden anyalı konyalı koltuklar. Ve DaDi o an aşık olur. BigEye’ı dürtmesiyle BigEye da aşık olur. O gün bugündür DaDi eski koltuklara hastadır.

DaDi’nin yolu 2013 yazında bir sünnet düğününe düşer. Düğün dönüşü köyün çıkışında terk edilmiş bir koltuk fark eder. Ancak manzara DaDi için hüzünlü değildir. Aksine eğlenceli bir andır bu 😀 Çünkü terk edilmiş bir koltuk, hele de bir köyün çıkışında, ancak ve ancak DaDi’nin karşısına çıkabilirdi 😀 DaDi kendini özel hisseder ve o kareyi yakalar. Yukarıya bakınız.

KISA GÜNÜN KARI

Uzun zamandır yaptığım kemer sıkma politikasına dün azıcık ara verdim. Oradan kıs buradan kıs derken ruhum yaşlandı. Bu kemeri sıkmamın sebebi yaz tatili programıma Eskişehir ve tüm ilçelerini eklemem. Bir de yeni eve taşınmanın getirdiği beklenmedik harcamalarımın da dengesini tekrar sağlmam gerekmişti. ANCAK…

Okumaya devam et