Bilgisayar Gitti Gidiyor…

Evet, bilgisayar son demlerini oynuyor. Şuanda da kurtarabildiğim belgeyi kurtarmaya çabalıyorum. Ama harddiskim yok ve önemli klasörleri nasıl kurtaracağımı bilmiyorum. Kardeşim; bilgisayarın eli kulağında, diyor 😦 Bir an önce yedekleme yapmalıymışım çünkü bilgisayar kapandığında bir daha açılmayabilir… Akademik klasörü kopyaladım flasha (32 gb) ama fotoğraf albümü kaldı… Ay geçtim her şeyi; bilgisayar elden çıkacak!!!! Ne yapacağım tez sürecinde (!) Neyse… Du bakalım… Bulunur bir hal çaresi…

2 haftadır açılmada da kapanmada da sıkıntı çıkıyordu. Şimdi binbir zahmetle açılmasına rağmen alttaki çubukta kimi simgeler görünmüyor ve en önemlisi sağ tıklama çalışmıyor… Yani kapatmak için tek çarem fişi çekmek… Oyh!! Öküz oturdu içime…

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

Reklamlar

Temmuz 2017 – Ay Sonu Raporum

En olumsuz olanları yazmadan genel olarak bu ay şöyleydi:

  • Teze sadece 4 gün zaman ayırdım (!)
  • Her gün 12 bardak su içmeyi başardım (!!!!)
  • Aylık hedefler listemden 4/10 tamamladım (!)
  • %100’lük listemden bir maddeyi daha eksilttim=ağaca tırmanmak (ama keyfi değil mecburi bir durumda oldu bu, keyif alamadım)
  • 14 gün sıfır parayla yaşadım (!) ama diğer günlerde devasa mecburi harcamalarım oldu (!)
  • Kapımızı 1 kere olsun açmamış bir kuzene (!) altın taktım babam zoruyla (!)
  • Aziz Sancar ve Nobelin Öyküsü adlı kitap dönüm noktam oldu (!)
  • Camış gibi yedim yedim ve gene yedim (!) güncel kilomu söylemek istemiyorum (!)
  • Genel cerrahilik işim oldu ama ameliyat gerekmedi bu sefer (!)
  • Sinema x 1 = “maymunlar cehennemi”
  • Kitap x 6 =
    • ecce homo (nietzsche)
    • prens (machiavelli)
    • arkadaşlığın matematiği
    • gılgamış destanı
    • Aziz Sancar ve Nobelin öyküsü
    • Kayıp gül
  • Film x 4 =
    • Busan Treni
    • Pers:Zamanın Kumları
    • Kral Arthur:Kılıç Efsanesi
    • One Day (Anne Hathaway’in)

Genel anlamda kötü bir aydı diyebilirim. Umarım gelecek ay bu ayı aratmaz. Gelecek ay tamamen kendimle olmayı planlıyorum. Bakalım…

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

Şans (!)

Aslında bu aralar evrenle aramız iyiydi. Şöyle ki; Biyo’nun doğum günü için temmuz başında planlar yapmıştım. İşte Çanakkale’ye günübirlik de olsa gidecektim. Hediyesini verip güzel bir gün geçirip geri gelecektim. Böylece evle de daha az sıkıntı olacaktı. Malum, evdekilere göre “benim maaşımın hayrını göremiyorlar”. 8 yıl çalıştığım halde hala hiçbir şeyim olmadığı gibi bir de eve de hayrım yokmuş. Neyse, sorunlarımı, sorunlarımın kaynaklarını ve sairelerini dökmeye gelmedim blog başına. Bu 31 temmuzu daha az zarar ziyan ve gerilimle nasıl kotarırım diye düşünürkennnnn HOOOOP EVREN BENİM YOLUMU AYDINLATTI: Biyo, Ankara’da arkadaşıyla görüşecekmiş, oraya geçmeden de buraya uğramayı düşündüğünü söyledi!!! Nannn!!! Bundan iyi şans şamda kayısıdır herhalde!

Ama noldu? Bu plan bu şans da değerlendirilemedi. Neden? Neyse oralara girmek istemiyorum… Son ana mevzuya da hiiiç değinmüyücüğüm…

Kabullenmeliyim ki, bunların başıma geleceğini bile bile geldim buralara… Şikayet etmeye hakkım yok o yüzden. Ne yapmalı, çekmeli. O kadar. İnsan tatillerden kaçar mı? Evet. İş yerimi sevmediğim ve oradan uzaklaşmak istediğim halde tatiller daha sancılı. Onun gönlünü et, bunun gönlünü et, ona dayan buna dayan…

İtiraf ediyorum: koca koca paragrafları sildim. O paragraflarda somut somut sorunlar vardı. Sonra dedim ki “nannn!! bunları Biyo’ya açıklamamışken, bloga yazmak ne alaka! Sil!!”. Sonra, hem, bu blog sorun yazacağım yer değildi ki…

Aslında sıkıntı benim “kendimim”.

Bak gene koca koca paragraflar sildim… İçime oturan öküzleri bir bir öldürmek istiyorum. Oyh!!!

Sonuç? Yok sonuç monuç. Bana tek iyi gelen şey müzik. O da olmasa çıldırırdım herhalde. Şimdi yine bir 4 koca paragraf daha sildim 😀 En iyisi, yazıp yazıp sileceğime bir şarkı açayım…

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

Ecce Homo’ya dair Nietzsche ile Sohbet – 2

Yo, yol arkadaşım; yo!! Bu sefer bu yazıyı OKUMAYIN. Uzun olduğu için sıkılırsınız. Felsefe sevenler de okumasın. Çünkü bu yazı onlara, ilkokul bir öğrencisinin ödevi gibi gelir. Yani onlar da sıkılırlar. ‘E peki niye yazıyorsun’ dediğinizi duyar gibiyim. Kendime bir anı olsun diye yazıyorum sadece. O kadar 🙂 Felsefe yoksunu benim gibi biri için zor bir yazı olsa da dadi başlayayım 😀

Bölüm 2 üzerine: “Neden Böyle Akıllıyım? Okumaya devam et

Ecce Homo’ya dair Nietzsche ile Sohbet – 1

Dün köyden gelirken yolda Ecce Homo’ya başladım. Uzun zamandır okumak istediğim ama korktuğum bir kitaptı. Ama artık, “anlayamamayı” göze aldım ve başladım. İşin ilginç yanı, Nietzsche’yi az biraz da olsa anlayabiliyor oluşumdu 🙂 Etkilendiğim tespitleri karşı durduğum fikirleri kadar çoktu. En sonunda bir ilk yapmaya; bir kitabı bitirmeden bölüm bölüm yorumlamaya karar verdim. Bu yazı bir yorum yazısı da olmaycak aslında… Nietzsche ile restleşmelerim ve kendi kendime konuşmalarım gibi olacak… Hadi bakalım…

Bölüm 1 üzerine: “Neden Böyle Bilgeyim“:

Canlılığımın en alt noktasına ulaştım = Bir kere şu “ulaşmak” fiili, kendi içinde “varılmayı arzu edilen bir şeyi hedef” almaz mı? Yani ancak istediğiniz ve amaçladığınız bir şeye “ulaşırsınız”, istemediğiniz bir şey ise “başınıza gelir”. Eğer çevirmenin hatası yoksa bu fiilde, Okumaya devam et

Prens (Machiavelli) Hakkında Notlarım

Bu yazıda özet çıkarmıyorum. İlerisi için kendime not çıkarıyorum. Eksikliklerim veya zayıflıklarım için reçete yani (bir bakıma). Elbette Machiavelli Prens’i yazarken devlet yönetimi hakkında prensleri kendi deneyimleri ışığında bilgilendirmeyi ve böylelikle söz konusu kitap sayesinde sürgün yaşamından kurtulmayı amaçlamıştı. Ne yazık ki o dönemin prensi Lorenzo de Medicini bu kitabın önemini fark edemeyecek kadar kördü… Umarım benim gözlerim biraz açılmıştır (hala açıldığını hissetmiyorum ya neyse). Bakalım Machiavelli’nin ağzından kendim için tuttuğum notlar neymiş:

  • Ahlak ve politika aynı anda olamaz artık
  • İnsanlar özünde çirkef, yalancı, bencil ve çıkarcıdır (aslında doğru bu; doğru olmasaydı, kutsal kitaplar ve peygamberler gönderilmezdi)
  • Etik – politika anlayışı başarı getirmez
  • Machiavelli krallara ders verir görünmekte ancak halklara ders vermeyi amaçlamıştır diyenler var imiş (Diderot ve Russuou gibi). Ben buna inanmıyorum. Machiavelli de o tasvir ettiği insanlardan. Bu yüzden tek gayesi bilgi birikimi ile göz doldurup prensin gözüne girmek ve sürgün hayatından kurtulmak. Bunu mektuplarından da çıkarabiliriz aslında. O düşünürüler niye bunun farkında değil ki??
  • İnsanlara ya nazik davranılmalı ya da tamamen ezilmelidir, böylece onların intikamları hafif ama zararsız olur. Misillemenin korkusuyla yaşadıklarında onların verebileceği zarardan korkulmaz.
  • Virtue (erdem, ama bizim bildiğimiz erdem kastedilmiyor Machiavelli’de) sahibi olanlar takip edilmeli izlenmeli ve gerekiyorsa taklit edilmeli
  • Yetenek; kapasite ve fırsat olmadığında harcanır
  • Kendi yalvarmalarına başvuranlar başarısız olurlar; ama kendi güçlerine ve olanaklarına başvuranlar nadiren başarısız olurlar.
  • Onlar (güçlüklerle karşılaşanlar kastediliyor) saygı kazandığında ve tüm kıskananların nüfuzunu yok ettiğinde onlar için geriye güç, kudret, onur ve zenginlik kalır
  • Hiero, mevcut eski ittifakları bozup yenilerini oluşturdu
  • Her zaman sıradan biri olarak yaşayan kimse, karakter gücüne ve büyük taraftarlara sahip olmadıkça nasıl kumanda edeceğini bilemez
  • İlk önce kuması gereken temelleri kurmayan biri, bu temelleri daha sonra beceri ve yetenekle başarılı bir şekilde kurabilir
  • Yapılan iyiliklerin eski kötülükleri unutturduğuna inanan biri kendisini aldatmış olur
  • Tek vuruşta zarar her gün yapılan zulümden daha iyidir
  • İyilikler, daha .ok hoşa gitmesi için azar azar verilmelidir
  • Hoşgörülü olduğun zaman da boşuna zaman harcamış olacaksın; bunu zorunlu olarak yaptığını düşünecekler ve minnet duymayacaklardır
  • İnsanlar kötü davranacağını beklediği birinden iyilik gördüğü zaman kendilerini diğer hayır sahiplerinden daha fazla borçlu hissederler (neden?)
  • Bilge bir prens; insanları, devlete ve kendine muhtaç olacak şekilde tasarlamalıdır. Böylece insanlar prense her zaman sadık kalacaktır. (dünya düzenini bundan daha iyi tasvir eden bir cümle daha var mıdır acaba?)
  • Beslenen ve korunan insandan zarar gelmez
  • Yardım almak yardım eden için yararlıdır ancak yardım alan için değildir. Sonuç kötü olursa birlikte zarar görürler ama sonuç iyi olursa yardım alan yardım edenin esiri olur
  • İtalyan deyişi “Hiçbir şey, kendi öz gücüne dayanmayan bir iktidar şöhreti kadar zayıf ve istikrarsız değildir
  • Uygulama ve öğrenme ana hedef olmalı
  • İdealler ile mevcut durum arasına bakarken gerçekçi olmalı
  • Cimri olmak cömert olmaktan iyidir.
  • Yoksulluk – aşağılanma – açgözlülük; bunlardan sakınabildiğin sürece cimri olmaktan korkma
  • Cömertlik gibi kendini hızla yıkan bir şey yoktur. Cömert biri olunca gücünü yitirirsin ya da yoksul ve acınacak biri olur, yoksulluktan kaçmak için yaptıklarınla nefret duyulan ve açgözlü biri olarak görülürüsün (büyüksün Machiavelli).
  • İnanmakta ve harekete geçmekte hızlı olmalı
  • Aşırı güven sakınmazlığa iter ve tehlikeye açık hale gelirsin
  • Tüm insanlar iyi olsaydı bu iyi bir temenni olurdu. Fakat insanlar, namussuz ve sözlerini tutmaz olduklarından senin de sözünü tutman gerekmez (Machiavelli inanları ya iyi tespit etmiş ya da hiç güveni yok)
  • Sözünü tuttuğunda zarar göreceğini biliyorsan bu sözünü tutmamalısın
  • Prens; merhametli, güvenilir, insancıl, inançlı ve dürüst görünebilir; böyle olabilir de. Fakat zihin öyle bir biçimde ayarlanmalıdır ki olman gerekiyorsa tersine değişebilmelisin.
  • Yapabildiğin sürece iyilik yap; ama, gerektiği sürece kötülüğü nasıl takip edeceğini de bil.
  • Hiç kimsenin aldatamayacağı biri gibi görünmelisin
  • Lüks yaşamı ve gevşekliği kararınca küçümse
  • Prensler, büyük zorlukları ve terslikleri alt ettiklerinde büyürler
  • Zorlukların hakkından gelmek sana yarar sağlar;öğrenirsin çünkü. Ve merdivenleri o zorluklar sayesinde çıkabilirsin ancak.
  • Gerekmedikçe, kendinden daha güçlü olanlarla birleşme.
  • Halkın arasından ağzı sıkı olanları seçerek onların herhangi bir konu üzerine düşüncelerini sormalısın ve düşüncelerini açıkça söylemelerine izin vermelisin. Ama sadece onlara izin vermelisin, başkalarına değil.
  • Başkalarının görüşlerini kendin istediğin zamanlarda dinlemelisin. Diğerlerinin istediği zamanlarda değil. Sen istemediğin halde öğüt vermeye çalışanları azarlamalısın.
  • İnsanlar, kendilerini dürüst olmaya zorlayan bir şey altında olmadıkça her zaman dolandırıcılık yaparlar (Efsane!!)
  • İnsanlar mevcut olan şeylere eskilerden daha yakın temas ederler ve mevcut olanlardan hoşnut olduklarında daha ilerisini aramayıp mutlu olmaya bakarlar.
  • Talih; kendisini, ona direnecek kadar güçlü ve düzenli olmayan yerlerde gösterir.
  • Zamanın gereklerine uyulmalı
  • Zamanın gereklerine uymayı bilmek de yetmez; kendi doğalarının eğilimlerine de karşı kayabilmeliler
  • Atılgan olmak sakıngan olmaktan daha iyidir

Gelelim kitap hakkında ne düşündüğüme… İnsan doğasının kötülük üzerinde temellendiğini hissettirdi. İnanıyor muyum? Kısmen. İçimizde bozuk bir taraf var, bu kesin. Yoksa dinler, peygamberler gönderilmezdi “doğru yolun ne olduğunu göstermek için”. Demek ki özünde kötüyüz ve kötü yollardan gitmeye meyilliyiz. Ama şu da var ki, insan doğasının bir parçasında da eser miktarda da olsa iyilik var. Bu şeye benziyor; hangi köpeği beslersen o güçlenir… Sanırım biz  kara köpeği beslemeyi kolay buluyoruz… Neyse…

Kitap iyiydi.  Machiavelli’nin “Hükümdar” kitabının özetinin özetiymiş gibi hissettim. Aynı olaylar ve kavramlar çok benzer şekilde ele alınmış bu kitapta da. Hatta iki kitabın da sıra dizileri de aşırı benzer… Önce Hükümdar sonra Prens okunsa gayet iyi olur. Hem pekiştirme anlamında hem de kavrama anlamında.

Keyifli bir okuma süreciydi. Kitaba verdiğim not 5/5. Ayrıca kitap 140 sayfa olduğu için ve daha önce Hükümdar’ı okumuş olduğum için çok çabuk bitti. Aralar vermeme rağmen bir gün de bitti. Sonuç olarak tavsiye ederim. Tabi özellikle siyaset felsefesinden hoşlananlara tavsiyemdir. Kitabın dili hiç ağır değil, ancak alt bağlamlar ciddi düşünsel çaba istiyor.  Bu sebeple şunu söyleyebilirim ki, ilk kez okuyacaklar için de kolay, alt bilgisi olanlar için de. Ama ilk kez okutacaklar biraz yüzeysel kazançlarla bitirirler kitabı. Yani okuması çok kolay olmasına rağmen durup düşünerek okumayı tercih ederseniz daha yararlı olur…

SÖZÜN SONU = EY DUYGU! TİTRE VE KENDİNE GEL!!! BIRAK ARTIK TEZ DIŞI KİTAPLARI OKUMAYI!!! TEZİNE DÖN!!! TEZİNE SARIL!!! NE DİYOR MACHIAVELLI : ZAMANIN KOŞULLARINA UYUM SAĞLA!!! Bana müsaade… Gelecekteki ben, sana sesleniyorum: hala duyguların ve zevklerin yön veriyor günlerine saatlerine… Umarım öğretim üyesi olamyı başarmışsındır. Başaramadıysan bunun sebebi şuanki tembelliğindir!!

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

 

Temmuz ilk yarı özeti

  • aptal bir kitap : Kayıp Gül bitti = not 1/5 (al kitabı duvara çal!!!)
  • Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü bitti = notu 4/5 (yazara gıcık olduğum için kırdım o bir puanı da)
  • Arkadaşlığın Matematiği bitti = notu 3/5  (yazara gıcık olduğum için kırdım o iki puanı da)
  • Gılgamış Destanı bitti = notu 5/5 (müthişti)

Yani tatilde 5 kitap okuma hedefime az kaldı. Ama tezde hiç ilerleme yok. Hala mutsuzum ve endişeliyim… Dur bakalım… Gün doğmadan neler doğar…

GÜNCELLEME = Machiavelli’nin “Prens” kitabı ile tatil hedefine ulaşmış oldum. Notu 5/5. Yalnız bir şeyi fark ettim; bu kitap sanki “Hükümdar” kitabının özetinin özeti gibiydi. Söz konusu kitap da yine Machiavelli’nin. 

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~