ruhun 3 noktası

“Ruhum iki ucun arasında gezinip duruyor” (Şebnem Ferah)

Üç noktanın arasına noktalar diziyorum bitmemişliğimi kanıtlasın diye. Çok noktalar. Bol noktalar. Bana ait noktalar. Benden dolan noktalar.

Elim nokta yerine harfler koymak isterdi ardı sıra, kelime olan harfler. Okununca güzelliğine gıpta edilen kelimeler.

Devrik olmayan cümleler kurmak isterdim üç noktası olmadan.

Mürekkebimi et tırnak arasına değil kağıda bırakmak isterdim. Gergince değil, usulca.

Seslenmek isterdim ruhuma, evet kendi ruhuma. Saygı duymak isterdim sanatıma.

< D@Di >

Reklamlar

Kaybedenler Kulübü

Kaybedenler Kulübü-DaDi

Kaybedenler Kulübü-DaDi

“Şuan sabahın 05.50 si ve Kaybedenler Kulübü’nü izlemeyi yeni bitirdim. Beynim darmaduman. Serra’nın darbesinin mi (yaptığım her şeyi istediğim için istediğim şekilde yaptım) yoksa Nejat’ın yumruğunun mu (tüm gördüğün bu mu? Program bundan ibaret mi?) etkisi bu?! Aklıselim bir halimle tekrar izleyeceğim yarın gece. Ve Yiğit’in deyişiyle “Fuck of men!” Neden bu kadar erteledim izlemeyi?! Küçük bir not daha değerli AnkaraknA okurları : bu ve bundan bir sonraki yazım Kötü Ruhlara ve Koruyucusuna gitsin. Elbette yine tembelliğe teslim olmazsam, elbette gene her iş gibi bunu da yarım bırakmazsam.”

Evet yukarıdaki paragraf 05.50 de yazıldı ve şuan saat 08.18 ve o lanet filmi izledim izleyeli gözüme uyku girmedi!! Hep diyorum kadersel bir yıl… Kadersel bir yıl diye. Filmi izlemeden saatler öncesinde BigEye’a “Hayat’ı yaşamak için, Yaşam’ı hissetmek için Düşünmek’i bırakmak gerek. Bırakacaksın kendini ve sadece yaşayacaksın. Normal insanlar gibi, herkes gibi” demiştim. Ve söylerken inanıyordum söylediklerime. Çünkü bir yıldır böyle yaşıyordum. Ama bu film… Beni bir yıl öncesine kadar süren uzun düşünmeli yaşamıma götürdü. Evet, ben de melankolinin dibini yaşıyor, sorgulamanın isyan sınırlarında geziniyordum. Elbette bu da mutsuzluğu beraberinde getiriyordu. Bir gün YETER  dedim, ve düşünmeyi bıraktım ve kendimi hayata bıraktım. Mutluluk da kendiliğinden geldi. Ama sanırım bu bir seraptı. Eğer gerçekten düşünmeyi bırakmış olsaydım ne bu film beni etkilerdi ne de düşünmeden yaşamanın vicdan azabını duyardım. Ama duyuyorum çünkü hayatla, kendimle derdim var! 

Uzun zamandır izlemeyi istediğim ama sürekli ertelediğim bu filmi hazır olduğumda elime kağıdı kalemi alıp izleyecektim. Ama ne var ki bir yıldır “yaşadığım” için googleda serseri serseri dolanırken karşıma bu filmin adı gelince “izleyeyim ya, zaten uyku tutmuyor” dedim. Ardı arkası geldi zaten. Bu film hakkında o kadar çok şey yazmak istiyorum ki… Ama ne işe yarayacak lan! Niye yazacağım? Ayrıca neden yazmak istiyorum?! Bir iki saate otogara gideceğim; Çanakkale beni bekliyor. Zaten Eskişehir de beni istemiyor. Velhasıl kelam Çanakkale’ye varır varmaz yapacağım ilk şey saat kaç olursa olsun inci-uludağ-ekşi sözlükte bu filmle ilgili yapılan tüm yorumları okumak, filme konu olan kişilerin (Kaan-Mete) otunu b.kunu araştırmak… En sonunda da araştırmanın bitişinin ardından keyifle arkama yaslanıp Metallica’dan The Unforgiven’ı dinlemek olacak… Tekrar tekrar…

~D@Di~

SUPERNATURAL S9 E10 – AĞIR SPOILER İÇERİR!!

http://www.youtube.com/watch?v=XcOKnvfVrWE

“Vakti geldi ayrılığın…” moduna bağlamışlar tam sonunda. Ama gene de aynı anda melek ve şeytanın bir insan bedeninde olması düşüncesi güzeldi ve bunun Sam’de gerçekleşmesi etkileyiciydi.

Sean ve kardeşi için yaptıkları günah nedir sevap nedir, iyi ile kötü arasındaki fark nedir, irade ve vicdan nedir hep sorgulamama sebep oldu bugüne kadar. Tek bildiğim; Dean’in kendince bir ahlak düzeni var. Kaynağını vicdanından ve “mutlu olmasını sağlayacak olan kardeşinin varlığından” alıyor. Öyle bir şey ki yaptığı, kardeşi için yapılması gerek ne ise yapar, sonu pişmanlık bile olsa ve bu onun “doğrusu-iyisi-gerekeni”dir. Dedim ya, Dean bambaşka bir sistem. Bu bölümüyle ahlalk felsefesinin dibine vurma isteği yarattılar, helal olsun. Elbette Crowley’nin de etkisi yok değil. Crowley karakteri sayesinde şunu geliştirebildim; “iyi veya kötü yoktur; şartlar ve gerktirdikleri vardır.”

P.S.= Crowley!! Adamım ya!! BASTIR! Sempatik ve akılcı şeytan! 🙂

           Abaddon!! Seni vahşi kızıl!!

           Oyum sana Crowley!! 😀

BİR SONRAKİ YAZIMIZDA…

Bir sonraki üç yazımız şu konularla ilgili olacak;

1) Gülün Adı (Umberto ECO)

2) Çalıkuşu’nun 6. baskısı (Kitap Fuarındaki sahaftan)

3) Patti SMITH (Hayranı olduğum bir hatun)