Astroloji Sonuçlarım (!)

Şu yazımda (buraya tık tık) Serrose’nin bir yazısından etkilenip (buraya da tık tık) bahsettiği kişiyle iletişime geçmeye karar vermiştim. Çünkü normalde astrolojiye yakınlığım, aklıma gelirse gazetenin burç köşesine bakmaktan öteye geçmediği halde Serrose’nin güvenilir bir blogger olduğunu bildiğim için bir deneyeyim dedim. Deneme sebeplerim bahsettiğim yazımda da ayrıntılı olarak var… Neyse, ana konuya geleyim; doğum haritam çıkarıldı, seans yapıldı ve seans ile ilgili kayıtlar/notlar bana gönderildi.

Sonuç?

  • Verimli bir deneyimdi.
  • Aklımı meşgul eden soruya da yanıt buldum: Kader elbette var ama kabuklarımızı yıkmakta özgürüz. Duvara çarpılmamız kader, evet; ama vereceğimiz tepki ve alacağımız ders bizim tercihimiz. Ve bu tercihler ve tepkilerle gelecekteki duvarları ve çarpılmaları şekillendirebiliriz. Tabi, bu; seanstan benim çıkardığım anlam. Dilara Hanım’ın ise tekrar tekrar söylediği şuydu:“Fark et ve dönüştür. Fark edersen dönüştürebilirsin ancak”.
  • Dilara Hanım, doğum haritamı analiz ederken ben de Serrose gibi çıplak hissettim! Ancak benim bildiğim, sadece kendime kurduğum cümleleri çat diye önüme sürdü!! Zorlu yaşamımı tekrar yaşamak can sıkıcı olsa da umut kıvılcımı oldu bu seans.
  • Benimle ilgili notları buraya yazmayı düşünmüyorum, çünkü yaşanmış kötü günleri bir de buraya notlamak istemiyorum. Çünkü geçmişten bahsetmek benim canımı çok sıkıyor. Ama şunu söyleyebilirim; geçmişin izleri ve acılarını sürekli bugünümde yaşadığımı yüzüme vurdu sevgili Dilara. Haklıydı, uzun zamandır ben de bunun farkındaydım. Sadece bu döngüden kurtulamıyorum. Bunun içinde farkındalık listesi tutmamı ve üzerine gitmemi önerdi Dilara. Bakalım, deneyeceğim.
  • Sadece sırf gelecekte okuyup gülümsemek adına şu gelecekvari notu iliştirebilirim buraya:
    • Allah’ın belası Satürn (!) yeter artık!!! Çık şu aile, aşk, iş ve eğitim alanlarımdan. Yetmedi mi Nan beni mahvettiğin?!!! Hayır, bu yılda da benimleymişsin, 7 yıldır olduğun gibi!!

Sizlere önerir miyim? Öneririm. En azından bazı sorularınıza cevap bulabilirsiniz diye düşünüyorum. Ama sakın, “Şu olacak mı? Bu olacak mı? Ay, ne zaman evlencem? Kendi işimin sahibi olacak mıyım? Terfi edecek miyim? Ay, kocam beni aldatıyor mu? Çoocuğum evladım üniversiteyi kazanacak mı?” kafasıyla ve sorularıyla almayın bu seansı, ÇÜNKÜ YANIT BULAMAZSINIZ. Bu doğum haritası olayı, geleceğinizi haber vermiyor. Güçlü ve zayıf yönlerini sebepleriyle önünüze koyuyor ve size seçenekler sunuyor. Peki, ben tekrar alır mıyım böyle bir seans? Hayır, çünkü ihtiyacım olan şeyin sadece “umut edebilmek” olduğunu anladım. Umudumu da ancak kendi içimde bulabilirim.

Düşünenleriniz olursa diye aşağıya sevgili Dilara’nın iletişim bilgilerine de ulaşabileceğiniz linki yazıyorum. Benim yazım ve yorumlarım dışında Serrose’nin de yazısını okuyabilirsiniz.

http://www.astrologyloadstar.com/p/dansmanlk_27.html

Şunu eklemeliyim; ses kaydı alınıp size mail olarak atılıyor, tekrar tekrar dönüp bakabilmek için. Aynı zamanda haritalarınız da gönderiliyor size. Ayrıca, seans esnasında not da alabiliyorsunuz… Çok konuştum sanırım 🙂

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Duygu~

Bayram Sonu

Evet sayın seyirciler, yine sorunlu bir bayramın daha sonuna geldim. Yıllardır süregelen aile geleneğimiz bu yılda da rotasından şaşmadı. Şaşsaydı garip olurdu zaten… Bayramları da tıpkı akşam yemeklerini sevmediğim gibi sevmiyorum; sorun  sorun ve yine sorun. Resmen bir ay öncesinden başlıyor bayramların sıkıntısı… Neyse… Düşünmeyeceğim… Geldi geçti… Tek isteğim, ileride bu sıkıntıları yaşamamak…

~ Dyg ~

Sevgili Tez (3)

Sevgili Tez,

Seninle olan ilişkim bir nebze ciddiyet kazandı. Seni danışmanımla tanıştırdım. Hatta bu tanıştırma az önce gerçekleşti. Ben de işte burada, bu tarihi anı ölümsüz kılmak adına kayıt tutuyorum. Bakalım, danışmanım senin neyini beğenmeyecek? Amaçlarını mı? Örneklem mevzuuuunu mu? Yöntemini mi? Bekleyip göreceğiz…

Seninle hala nefret edişiyoruz. Bu da tabi senin metnine yansıyor, ister istemez yansıyor. Sanırım, bu durum danışmanımın gözünden kaçmayacak. Dur bakalım; gün doğmadan neler doğar, değil mi? Hala istediğim hale gelemedi ilişkimiz… İnşallah gelir… Ayyy, aklıma da annemin “inşallahla maşallahla olmuyor kızım, çalışmayanı Allah sevmez” deyişi geldi. Kadın haklı… Çok çalışmam gerek anne, çoook.

Bugün, sevgili tezim; canım çok sıkkın. Aslında kafa dağıtmak için geldim buraya. Ama yetmedin… Seni bitirmem gerektiği ve sonrasındaki zorunluluklarım aklımın türlü köşelerinde hortladı… Yanımdaki yeşil adamcık bile gülümsetemedi beni. Yeşil adamcık? Kinder yumurtadan çıkan oyuncak adamcık. İşte kolunu bacağını indirip kaldırarak düşüncelerimde eğleşirken neşelendiren oyuncakcık. O bile neşelendiremedi beni… İçime oturan öküzlerle cebelleşiyorum… Neyse… Ana mevzuya dönelim biz.

Danışmanım eğer yarın müsait olursa Ankara’ya gidip seninle ilgili görüşmeyi planlıyorum. Az önce kendisini aradım ama jürideymiş. Mail attım, henüz bakamamıştır. Jüri bittiğinde senin durumun da netleşir diye düşünüyorum. Yani yarın Ankara olacak mı olmayacak mı? Yani seninle ilgili karar verecek miyiz vermeyecek miyiz? Oyh! Daralıyorum seni düşündükçe sevgili Tez!

Sahibin Duygu

Biliminsanı Adayı

Edit = Bu yazı 22.06.2017 tarihine ait.

Yine Edit = Danışmanım müsait değilmiş. Hatta bayram sonrasında da müsait değilmiş. Ne ara senin üzerine konuşacak merak ediyorum, Sevgili Tez. Bu arada bu adamın bana olan nefretine, soğukluğuna hayranım -.- Neyse ki, nefret hususunda olmasa da soğuklukta ona eşlik ediyorum -.- Herkes de bayılıyi bu adama -.- Ama şimdi Allah aşkına, Fileto’ya OmKam’a makale çıkarttırıyor, proje yaptırıyor; ama bana gelince hep bi “müsait” değil -.- Nasıl seveyim ben bu adamı?! Ama işte hata bende; azıcık daha güler yüz, azıcık daha çalışkanlık ve çaba göstersem beni de severdi. Bende bu nemrutluk, bu ciddiyet ve bu tembellik varken kim beni napsın /._.\

Sevgili Tez (2)

Sevgili Tez,

Seninle olan ilişkimde ben sana doğru bir adım attım. Ama aşk olsun senden tıkk yok. Bak sırf senin için köylerde kalıyorum, sırf güneş enerjisinden bol oksijenden faydalanayım diye. Sırf senin için teknolojiden ve internetten mahrum kaldım. Senden nefret etmeme rağmen, seni sevebilmek için çaba sarf ediyorum burada. Ama sen tıpkı başı ağrıyan hatun misali sırtını dönüyorsun bana. Olur mu hiç böyle?

Sırf Yöntem kısmında sana “neden örneklemi yok da çalışma grubun var” demesinler, sırf sana laf gelmesin diye 2 gündür örneklem okuyorum. Ama bakma sen 2 gündür okuduğuma, bunun stresini 2 haftadır çekiyorum. Lanet olası “amaçsal örnekleme” için kanıt topluyorum sana.

Sana, seninle ilgileneceğime dair söz vermiştim; yerine getirdim. Kapak ve boş kaynakça dahil 15 sayfa yazdım sana. Senden kaçmadım bu sefer. Bunu not et bir yere ♥ Gerçi danışmancığımdan kaçıyorum hala ☹ ve hala mail atmadığım ona ☹ adamcağız benden nefret ediyor zaten 😃 ben de tuz biber ekiyorum duygularına 😃 😃 Nan, sarı emre bile aldı yolu gitti, hotiç şimdiden 80 sayfayı devirdim diyor, OmKam bitirmek üzere, fileto uygulamaları yaptı analize geçti…  Aah ah!! Biz de seninle anca başlıkları yazabiliyoruz 😃

Biyo’ya danışmanı şöyle demiş: “tez konusu evlilik gibidir. Siz önce evlenmek sonra sevmek istiyorsunuz.öyle olmaz, illa bulacaksınız bi konu, bakının bakalım”. Sesli güldüm bunu öğrenince 😃 Adam haklı 😃 Sanırım Sevgili Tez’ciğim, biz seninle evlenmemeliydik… Çünkü birbirimizi tanımadan sevmeden hoop yan yana bulduk kendimizi… Şimdi de bu sevgisizlikle bu evliliği kotarmaya çabalıyoruz. Pardon, BEN çabalıyorum 😊 sen köfte gibi yatıyorsun…

Acaba, evliliğimiz kurtulsun diye adak mı adamalıyım? Tamam!! Adıyorum nan!! Hayırlısıyla bu Ocak’ta seni, yani sevgili tezimi, bitirebilirsem ilk maaşla kurban keseceğim!!

Aah ah!! Sevgili Tez… Ne yapacağız biz seninle? Yüksek lisanstan atılmadan seni bitirebilecek miyim? Birbirimizden nefret etsek de saygı çerçevesinde bu işi kotarabilir miyiz?

Sahibin Duygu.

Biliminsanı Adayı

P.S.= Bu yazının asıl tarihi 16.06.2017’dir.

 

Sevgili Tez (1)

Sevgili Tez,

Seninle olan ilişkim pek de güzel başlamadı.Türlü badireler atlattık.. Türlü bocalamalar yaşadık… Türlü gerilimler hissettik… Bu arada itiraf ediyorum, ilk andan itibaren senden nefret ediyorum. Senin de benim için bayıldığın söylenemez 🙂 Ee enerji sinerji durumu, ne kadar ekmek o kadar köfte, ya da başka deyişle babaanne kuralı:ben seveceğim ki sen de beni seveceksin 🙂 Ama şimdi işte buradayız.  Hala pek seviştiğimiz söylenemez 🙂 Ama nefretimiz eskisi kadar pik noktasında değil en azından

Adını koyduk. Ama ne zaman koyduk adını inan hatırlamıyorum. Ama sonuçta artık p.ç değilsin. Sahibin belli : BEN. Adın belli: 14 kelime.

Şuanda yine senden kaçıyorum. Danışmanımdan kaçınca senden de kaçmış oluyorum sonuçta değil mi? Ayrıca vallayi üzülerek söylüyorum ki bu hafta da seninle hiç ilgilenmedim. Ama vallayi ilgileneceğim bi gün. Vallayi bak. Aklıma ne geldi şimdi; Biyo hep güvenilmez biri olduğumu söyler. Verdiğim sözleri tutmadığım ve tutamayacağım sözleri vermekten usanmadığım için. Oysa ben sadece tek bir kuralı çiğniyorum:”mutluyken söz verme, kızgınken söz söyleme”. Konu dağıldı… Neyse… Sonuç olarak şuanda Ankara’ya gidiyor olsam da (seninle ilgilenmek için değil emanet bir kitabı vermek için) senden kaçıyorum.

Bu arada hey heylerim üzerimde. Gene saç sakal karışmış durumda çünkü. Ve bu suratla insan içine çıkmaktan nefret ediyor, buna sebep olan baba genlerime de alkışlarımı gönderiyorum. Yani demem o ki, zaten içime dertsin bi de üstüne bu saç sakal mevzu… Voltran voltran!! Ya da tuz biber mi demek daha uygundu? Bilemedim.

Allah’ın kitabını vermek için 50 lirayı çöpe atıyorum resmen. Allah belamı vermesin. Ne diye cuma günü getiririm dedim ki!! Çünkü cumaya kadar seninle 2 adım ilerleyeceğime emindim:”10 sayfa yazacaktım sana, kaynakçanı hazır edecektim, metotlar kısmını bitirecektim ve danışmanımın karşısına gelinlik kız gibi çıkarabilecektim”. Evet evet, bunları yapabileceğime emindim. Ama tabi seninle bir kelime bile ilgilenmedim. Dikkat et; ilgilenemedim değil, ilgilemmedim. Bu yüzden de cumaya güvendiğim için verdiğim söz büyük bir yüke döndü.

Aah ah!! Sevgili Tez… Ne yapacağız biz seninle? Yüksek lisanstan atılmadan seni bitirebilecek miyim? Birbirimizden nefret etsek de saygı çerçevesinde bu işi kotarabilir miyiz?

Sahibin Duygu.

Biliminsanı Adayı

 

Ergenusluk Serde mi :)

vuuuu!!! sanki hoşlandığım biri var da onunla konuştum telefonda, sanki sevgilim var da ondan öyle heyecanlandım, sanki aşk içindeyim de telefonu açmadan önce 1000 kere düşündüm… Ama hiçbiri değil 🙂 Nannn!!! Biyo ile konuştuk uzun zamandan sonra!!! 🙂 O nasıl bir bilinmezlikti, nasıl bir heyecandı!! Liseli ergenuslar gibiydim sanki… Kafamda bir sürü neon ışığı yanıp sönüyordu konuşurken, uyarılar ayaktaydı, dikkatim onda… Vu!! Yemin ediyorum kasılmakta nirvana bile rakibim olamazdı 🙂 Allah’ım! Sana şükürler olsunnnn!!! Ramazan ayının güzelliğinden midir bu bana yaptığın iyilik? Bilemedim. Ama seviyprum Seni 🙂

P.S.= Bu kadarı tesadüf olamaz gibi bir fikir uyandı bugün aklımda… Neyse… Hatice değil Netice diyelim 🙂

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Dyg ~

Lütfen OKUMAYIN, sadece günlük olsun bu…

Durum

Babam hep “gençlik bozuk para gibidir kızım, kolay harcanır; değeri sonradan anlaşılır” derdi. Sanırım ben gençliği değil çevremdeki insanları kolay harcadım. İçlerinde çoğunlukla iyiler vardı. Kimisi candı. Kimisi ise canan. Kimini kızdığım için, kimini affedemediğimden, kimini pişmanlığımın getirdiği utançtan, kimini ise adım atmayı beceremediğimden harcadım. Yani kimini isteye isteye kimini istemeye istemeye bıraktım geçmişimde.

Bu sabah, sabahın kör olduğu saatte acıyla uyandım. Rüyamda görmedim ama Biyo ile uyandım. evet, yıllar sonra bir kayıp yüzünden kalbim cız etti. Hani insan aşk acısı çeker de içi sızlar ya. Aynen öyle. Büyük bir kayıp yaşadığım hissini bu sabah hissettim. İlk defa, “hissettim”. Onunla iletişimimizin kesilmesiyle büyük bir kaybı yaşayacağımı ve bunun telafisinin asla olamayacağının “bilincindeydim”. Bilinçte. Ama hissetmesi çok uzun zaman aldı.

Karakterimin ne kadar berbat olduğu bir kez daha ayyuka çıkmış oldu; acımasız, vicdansız, merhametsiz, güvensiz, vefasız, bencil, sahte… Ne yaparsam yapayım, bu karakteri değiştiremiyorum. Çabalıyorum, çok zor yontuyorum, ama ancak bir arpa boyu kadar yol alabiliyorum. Keşke atabilsem, satabilsem, öldürebilsem… Ama namümkün. Bu çamur yığınıyla yaşamak zorundayım.

Özledim…

Pişmanım…

Öfke denen şey beni terk edeli oluyor bayağı…

Tıpkı ebeveynlerime olan öfkemin beni terk edişi gibi,

tıpkı Hüseyin’e olan öfkemin beni terk edişi gibi,

tıpkı kardeşime olan öfkemin beni terk edişi gibi terk etti beni ona olan öfkem. Ve lanet olsun ki, ötekiler gibi bu öfkenin de gitmesi için epey zaman geçmesi gerekti. Geriye hiçlik, kayıp ve pişmanlık bıraktı. Hatalıydım. O da hatalıydı ama benim yaptığım affedilemezdi. Bu yüzden af dileyemem. Af dilemek, hakaret olur onunla olan durumumuzda.

Çok özledim…

Çok pişmanım…

Pişman olalı da oluyor bayağı…

İnsanın içini ısıtan ve gerçek olan gülümsemesini görmeyeli uzun zaman oldu. Art niyetsiz ve insanlığın iyi tarafının timsali olan onun kalbini görmeyeli de çok oldu. Gerçekten birini dinlemeyeli de çok oldu. Sakin ve hanım hanım yürüyüşünü görmeyeli, deniz kenarından yürümek için beni ikna edişlerini işitmeyeli, televizyonun karşısında uzanacakken kıvırcık saçlarını koltuk kolundan dışarı atışlarına gülümsemeyeli, ev topacına olan sevgisini gösterirkenki çılgın tepkileriyle ısınmayalı, üşenmeden yumurta yaparkenki mutluluğuna anlam veremememe, araba kullanırkenki haline hayran olmayalı,  güneş gözlüğünü başının gerisine itişiyle “hoşlandığı adam nasıl olur da böyle birine direkt adım atmaz” demeyeli, merhametine ve vefasına her seferinde şaşırıp dünyada iyilerin de olduğuna olan inancımı tazelemeyeli çok oldu. Pişmanım.

Durduk yere böyleyim. Hissettim ve böyleyim. İşte böyleyim.

Başıma kötü bir şey gelmedi… Derdim yok… Her şey yolunda… Yani, demem o ki; ona ihtiyaç duyduğum bir an yaşamıyorum. Sadece onun yokluğunu derinden hissediyorum ve içim acıyor. Pişmanım ve özlüyorum. Çok özlüyorum.

Şimdi telefonuma bir bildirim geldi: “Biyo, Biz Evde Yokuz’un gönderisini paylaştı” diye. Onun facebook canavarlığını da özledim. Teknoloji dehasını özledim. Samsunguyla olan ilişkisini özledim. Ona sürekli “benimleyken şu telefonla ilgilenme” diye kaç kere çemkirirdim. O anları bile özledim. Keşke yanımda olsa da telefonuyla ilgilense…

Hüseyin’i hiç kıskanmamıştım. Hiç. Ama Biyo’yu kıskandım. Hep. Paylaşamadım sevgisini, ilgisini, arkadaşlığını… Yo yo, lezbiyen değilim. O benim kız kardeşimdi. Kardeşimi kaybettim.

İşte böyle sevgili AnkaraknA. Yıllar sonra bu yazıyı okurken de aynı sızıyı aynı pişmanlığı ve aynı özlemi hissedeceksin. Ve kendine hala şunu söylüyor olacaksın “…”.

~ Dyg ~