Bulmaca ve Aramaca

Kendimi sonunda dışarı atabildim. Uzun zamandır, malum, kendimi koltuktan kazırken bile zorlanıyordum. Ruh halim stabil. Hala hazımsızlık var tabi. Ama unutmaya, unutamadığımda da olumlu şeylere odaklanmaya çabalıyorum; “Öldürmeyen darbe güçlendirir bebeğim!” ya da “Doğum sancısı gibi düşün, ortaya bir şey çıkacak, ona hazırlık bu” ya da “Deneyim la bu! Para versen bulamazsın bu deneyimi” ya da “Büyüyorsun yahu, en büyük kazancın bu” gibi gibi…

Son beş yıldır, hiç olmadığı kadar kendimi arıyorum. Ha, henüz bulamadım. Ama aramaya devam.

Günün Notları:

  • “en önemli şey yaptığımız hatalardan ders almak”? Cern ne kastetti acaba? Ne gibi hatalar yaptım acaba şu tez sürecinde? Anlayamadım…
  • Arek yurtdışında, balkanlarda.
  • Anne babamın kalp sonuçları temiz çıktı çok şükür.
  • Kıymetlimiss’i ve Big Eye’ı çok merak ediyorum… Özellikle Kıymetlimiss…
  • Tatilin bitmek üzere oluşu canımı sıkıyor.
  • Bugün doktora gitmeye üşendiğim için fıtık olayımı yine ertelemiş oldum.
  • Çok çerezlik bir filme gittim; sırf evin dışında vakit geçirmiş olayım diye (Film=Sır Tutabilir misin?)
  • Pazar akşamı (yıllardan sonra ilk defa) Ankara’dan mesaj geldi; tezle ilgili haberlerimi almış, bırakma kendine güven ve ayağa kalk diyordu… Oysa bence, yaşadığım tüm bu süreç ona vakti zamanında yaptığım empatisizliğimin cezası. Ne kadar ironik değil mi?
Reklamlar

Depresyon

Evet, depresyondayım. Keşke, klişe olan laflamalardan olsaydı bu “depresyondayım” ifadesi. Ama cidden depresyondayım. Son iki yılın açtığı yaralarla baş edemedim ve psikologla görüşmeye başladım. Ve tespiti, orta düzey depresyon. Uyguladığı forma yanlı yanıtlar verdim, şiddetli depresyon bulgusu çıkmasın diye. Çünkü öyle bir durumda psikologum beni daha deneyimli bir psikologa yönlendirecekti. Yanlı yanıtlarıma rağmen orta düzey çıktı.

Muhtemelen çok uzun zamandır depresyondaydım. Ama şu son 2 yıl mahvetti beni. Depresyonumu da şiddetlendirdi muhtemelen. Dışarı çıkmak istemiyorum. Arayanlara dönmüyorum. İçimden kimseyi görmek duymak bilmek öğrenmek gelmiyor. Her sabah duş alan ben, haftada bir banyo yapar hale geldim; onda da bizimkilerle tartışmayayım diye. Yapılacakları erteleme huyum hep vardı ama artık önemli şeyleri bile erteler haldeyim. Kitap okumak beni sakinleştiren bir eylemdi. İyi gelen bir eylemdi. Ama artık çerezlik bir kitabı bile okuyamıyorum. Sürekli uyuyorum. Sürekli mutsuzum. Heyecan ve ilgi sıfır. Zihnim bomboş ama ruhum bir şeylerin altında eziliyor gibi. Ama neye eziliyor onu bile anlamıyorum. Kahvaltılara zor iştirak ediyorum, diğer yemeklere de. Evi bir aydır temizlemedim. Psikologumla yapmak zorunda olduğum 3 seansa katılmadım, hem de hiçbir mazeret bildirmeden, haber vermeden, onun merak içinde olduğunu söylediği bir sürü mesaja yanıt vermeden. Sonunda psikologum seansları bitirmek zorunda olduğunu bildiren bir mesaj atarak üzgün olduğunu söyledi. O mesaja bile yanıt vermedim. Ya da veremedim. Bilmiyorum. Mesajı okudum ama yanıt yazacak gücü bulamadım içimde. Böyle olmak istemiyorum. Belki de en güzel yaşlarım olması gereken bu yaşlarımda böyle olmak istemiyorum.

Artık öfkeli de değilim. Ya da kızgın… Ya da ne bileyim işte, dolu… Sadece kırgınım. Aşamıyorum. 17 yıllık mevzularla baş edemezken 1,5 yıllık mevzu bindi üzerime, 2 yıllık mevzu tuz biber oldu. Gelecek kaygısı da tüy dikti. Keyif alamıyorum hiçbir şeyden. Eskiden sinemaya gitmek anlık da günlük de olsa rahatlatırdı, şimdi film esnasında bile mal gibiyim. Rotasız yelkenli gibiyim. Yelkenlerim de kapalı. Okyanusun ortasında nerede olduğumu nereye gideceğimi ne için orada olduğumu bilmeden duruyorum öylece.

Beni keyiflendiren tek şey bizimkilerin dışarıdan gelen neşeli sesleri, birbirlerine takılmaları. Ama bu da geçici, bazen ev gergin oluyor. Kaçmak istiyorum o günlerde. Artık sorun görmek, duymak, hissetmek istemiyorum. Sorunlarını bana fark ettirmesinler…

Bir taraftan da köy hayatı var. Çıkan dedikodular var. Daha ben kimseyi tanımazken hem de, o kimseler hakkımda konuşuyor. Köy hayatı bana göre değil. Ama bir yere kımıldayamam da. Ekonomimi düzeltmem gerek. Ben bayılıyorum sanki köyde yaşamaya, o mahrumiyette oturmaya.

Ama en kötüsü, dinmeyen baş ağrılarım. Sabahları baş ağrısıyla uyanıyor, gün boyu baş ağrısı çekiyor ve neredeyse baş ağrısıyla uyuyorum. Dizi mizi de izleyemiyorum… Hemen sıkılıyorum. Ya da dizideki bir replik ya da bir mimik beni hoop eskiye götürüyor, eski kötü anılara. Hadi oradan çık çıkabilirsen.

Korkuyorum. Hem de deli gibi. Her an şöyle yıkıma uğrayacakmışım gibi hissediyorum: ailemi kaybedeceğim, işimi kaybedeceğim, aç kalacağım, açıkta kalacağım… Böyle korkula işte. Buraya yazarken saçma geliyor ama o an hissederken öyle olmuyor işte.

Umudumu kaybetmek üzereyim. En çok da bundan korkuyorum. Umudumu kaybettiğim an bittiğim andır çünkü. Hala içimde bir yerde bir gün bu depresyondan da bu hayattan da kurtulacağıma, bunu başaracağıma dair inancım var. “Sadece bunu şuan yapamıyorum o kadar” diyorum. Çok şükür ki bunu diyebiliyorum.

Kilo konusunda rekora ulaştım. Kilo verme çabasını geç, girişim bile yok bende. Daha da kötüsü, kilolarımdan rahatsız bile olmuyorum. O kadar saldım ki… Bakkala bile terlikle bir kere olsun gitmemiş olan ben ilk defa şehirler arasını lastik terlikle gittim. Sıvanmış paçayla arabadan indim, mahalleyi yürüdüm ve apartmana öyle girdim. Ve hiç rahatsız olmadım… Berbat haldeyim. Bayramda ziyaretlere yağlı ve tepede, ortaokulu edasıyla toplanmış saçlarla gittim. Sıfır makyaj, sıfır bayram ciddiyeti kıyafetlerle. Düz gri bir tişört, günlük kot pantolon, siyah spor ayakkabı. Görende saygı uyandıracak hiçbir şey yoktu. Sabah uyandığında yüzünü bile yıkamakta zorlanan bir kişiden başka ne beklenir ki zaten…

Çanakkale’ye gittim bir ara, kardeşimin doğum günü için. Ama evden çıkmak istemedim. Zorla çıkardı beni, bir gün dayanabildim. Bir daha çıkmadım. Evdeyken de yattım sürekli. Tamam, hastalandığım için yattım ama hastalanmasaydım da yatardım biliyorum. Çünkü gerçekten iyi değilim.

Bu depresyon bitsin artık istiyorum. Baktığımda 17 yıllık bir depresyon bu. Ama son 2 yılı epey şiddetli. Hele şu son 3 ay cidden iyi değilim. Hiç iyi değilim. Aptal saptal ve alakasız yerlerde ağlayasım geliyor, resmi işleri yapmakta zorlanıyorum, 2 kağıt imzalamak bile öyle zor geliyor ki, notluk da tutamıyorum uzun zamandır, uyumakta da uyanmakta da çok zorlanıyorum, aramam gereken 2 özel kişi var; biri kalp krizi diğeri trafik kazası geçirdi ama arayamıyorum… Kalp krizi geçiren kişi babam gibiydi, zaten geç öğrendim ama öğrendiğimde de utancımdan arayamadım, araya zaman girdiği için, ama şimdi de hala arayamıyorum işte… Kendisi her şeye rağmen bana ulaşmaya çabaladığı halde hem de… Trafik kazası geçiren kişiyse benim için çok daha önemli biriydi. Önce öfkelendim ona. Sonra şükrettim. Ama tam ona giderken yoldan geri döndüm, mecbur kaldım. Çünkü başkasına kızdım, öfkelendim. Sonra beynim yerine geldi ama yine geçen zaman geçmişti işte. Ben bu değilim! Hiç olmamıştım! Artık korkuyorum… Kurtulmak istiyorum ama olmuyor… Psikologdan bile kaçtım, var mı ötesi… Kurtulmak istiyorum bu durumumdan! Ne yapacağımı, bunu nasıl başaracağımı bilmiyorum. Dostlarıma yetişin desem yetişirler ama diyemiyorum. Gelseler bile kapımı açabilecek ruh halinde değilim. Kurtulmak istemiyor gibi görünüyorum ama içimde çığlıklar susmuyor!

Çok daha küçük yaşlarda çok daha büyük sorunlarla boğuştum ama hiç böyle olmamıştım. Aciz ve çaresiz hissediyorum. Giderek daha da yalnızlaştırıyorum kendimi…

Öyle çok korkuyorum ki… Artık bıktım bu mutsuzluk çukurundan… Yeter artık… Yetsin artık… Yoruldum… Dayanamıyorum… Ağır… Çok ağır… Öyle ağır ki…

~ Dyg ~

“Okuyamam, tatile gideceğim”

Evet, bu sözleri danışmanım söyledi. Tezimi bin bir zahmetle bitirip yanına gittiğim zaman söyledi. Zaten öncesinde de tezimle ilgili en ufak bir okuma girişiminde bulunmamıştı, en ufak bir ilgilenme zahmetinde de… Atılmamak için kolları sıvadım ve kendimce bir şekilde tezi yazıp bitirdim. 31 Temmuz son günümdü tez teslimi için. Ve artık hocanın görüşleri umrumda değildi. Yanına gittiğimde “okuyamam, tatile gideceğim” dedi. Atılacağımı söylediğimde ise, tezi bu haliyle (o okumadan) enstitüye teslim etmemi, savunmada red vereceklerini, onların da 3 ay uzatma vereceğini, o 3 ayda da tezimi okuyacağını söyledi. O kadar hissizleştim ve tepkisizleştim ki bu süreçte, “tamam” dedim. Demesem ne olacak ki? Atıldığımla kalacağım… O günden beri de tezime elimi sürmedim. Durumun şokunu atlatmış gibi davranıyorum bir aydır. Ailede rol yapıyorum, arayan arkadaşlara rol yapıyorum… Rol rol rol rol… Canım acıyor. Benden sonra tezine başlayanlar danışmanları sayesinde tezlerini bitirdi, doktoraya başladı. Danışmanları da kapı gibi arkalarında duruyor, onları kimseye ezdirmiyor yem etmiyor. Kendileri de ezmiyor. Ben? Hani, anne babası sokağa salan ve sokakta kendi başına büyüyen çocuklar vardır ya, işte aynen o durumdayım. Ellerinden tutan anne babalarıyla oyuncak almaya giden çocuklara bakar gibiyim… Bu satırları yazıyorum yazmasına da his yok… His namına hiçbir şey yok… Hal beyanı sadece…

Tek istediğim iyileşmek. Zaten kırık olan kollarımın daha da kırılmamasını istiyorum. Zaten yaralı olan bir yanıma bir yeni yaranın daha eklenmemesini istiyorum. Sadece, artık zarar görmeden bitsin istiyorum.

“Sen çalışması zor birisin” yankılanıyor beynimde. Unutamıyorum. Affedemiyorum. Allah büyük diyorum sadece. Allah büyük. Ah ettim sonunda, herkese. Canımı yaktılar, canları yansın istiyorum. Ve akıllarına geleyim o anda, evet bunu istiyorum.

Benim gibi birini eğitime küstürdüler, bedelini ödesinler istiyorum.

Allah büyük, diyorum.

~ Dyg ~

İçimdeki Öküzler Bi Kalkmadı Gitti :D

İçime oturan öküzler ara ara kımıldansa da (o da uyuşan totolarını hareket ettirip daha rahat çökmek için) kalkmıyorlar kalkmıyorlar! Bir ferahlık yüzü göremeyecek miyim Yüce NaN! İçim sıkıla sıkıla incecik oldu yahu. Bak sırf içsel huzuru bulayım diye dünyevi hırlslardan arınmak için totomu yırtıyorum, her gün daha çok şükrediyor her gün minik minik şeylerden keyif almaya çabalıyorum, kendimle sadece kendimle ilgilenmek için göbek atıyorum ama yok olmuyor!

Mesela dün bir iş arkadaşım “aaaa, ben evlendim artık, düzenimi kurdum, yüksek lisansı bitirmeyeceğim, atanamadığım için yapıyordum zaten, şimdi akademisyenlerden daha çok para kazanıyorum” diyen o insan kişisi gizli gizli tezini bitirmiş, şimdi savunmaya girecekmiş! Bu insan suretindeki kişi o kadar lüzumsuz biri ki suratını sıfatını görmek bile mide bulantısına sebeptir, iş ortamındaki dedikoduların ana kaynağıdır kendisi, insanları parmağında oynatmada üstüne de yoktur hatta o kadar başarılıdır ki bu konuda idareciyi ikna edip ikinci idareciye düşman etti ve ikinci idareciyi kovdurttu! Ha, ikinci idareci çok mu temizdi? Hayır. Al birini vur ötekine. Ama yine de o insan suretindeki melun kişinin tehlikesinin fark edilmesi için iyi bir örnek bu.

Şimdi bu çıyana, bu kokuşmuş yaratıkçığa neden geldi konu? Şimdi efem, ben daha yeni yeni Nizo, Nüko, Sarı Çıyan ve Gözlüklü Şirreti aşmıştım ki bu sefer de bu sinsi şeytan çıktı karşıma. Yani arkadaş, şu tezi bitirmek ne kadar zor oldu benim için. Bitirebilsem içim yanmayacak, bitiremiyorum da. Oku, oku, oku… Ama yazama. Yazamıyorum evet. Benden geride olan bir arkadaşım danışmanı sayesinde şu son 20 günde tezini bitirdi!!! Ben? OOO BEYBİİİ, baş ağrıları çek çek çek, insanların nazını kahrını çek çek çek, iş yükünü yüklen yüklen yüklen… EEE???! Biter mi bu tez?

Hak hukuk işine girmiyorum artık. Dünya adaletsiz çünkü insanlar midesiz. Ama yani bir kere de benim işim su gibi aksın, sıkıntısız, gönül rahatlığı içinde, mutlulukla, tasasız… “Onlardan ne farkın ne eksiğim var” konusu değil bu, abi yani artık bir kere de şu şans bana vursun mevzusu. Amaaaaan, yani sabah sabah ettiğim laflara bak… Deli Ben. Ben deli. Hak yemeden, hukuk ihlal etmeden, vicdanı yok sayıp yürümeden rahatlık mı olur? E bunları ben yapamacağıma hatta yapamıyor olduğuma göre çileye devam Thor!!!

Şimdi ütüleme işini çok da abartmadan yavaş yavaş yaylanıp işe gitmeli. Buna da şükretmeli.

~ Dyg ~

Yükleniyor…

Pilim hala dolmadı, yükleniyor… Buna da şükür yahu… Son beş aydır şarjım %0,0000001 idi. Ha şuan %1 ama olsun, değişim fena. Umarım atılmadan bitiririm… Şuraya da küçük bir not bırakayım:

“Sevgili Tez,

Aramız artık limoni değil. çünkü artık bir aramız yok. Öyle uzağız ki birbirimize… Ve senden uzak kalmak iyi geldi. Hani senden ayrılmaya karar verdiğim o an var ya, o an işte, seni en çok sevdiğim andı 😀 Çünkü rahatlamıştım. Ha şimdi yine nefret ediyorum senden, nikah şahidimizden de. Olsun, çocuğumuz için (tez için yazılmış o 19 sayfa için) katlanacağım sana. Ama çocuğa hissettirme ha aramızdaki sevgisizliği. Çocuuun psikolojisi bozulur başımıza bela olur.

Öptüm, görüşürüz.”

~ Dyg ~

Yine mi 14 Şubat 🤦

Evet, bıktım… Gerçekten bıktım… Yine etrafta sevgi pıtırcıkları olacak, yine 14 Şubat’ta kendilerine evlilik teklif edilen piremsesler bunu dünya aleme 1 yıl boyunca tüm sosyal paylaşım sitelerinde beynimize kazıyacak, her yer kalpli balon dolacak, her köşede sevgili çiftler olacak (diğer günler evdeyken nedense bir tek 14 Şubat’ta dökülüyorlar topluca), etraf öpücük ve bence gösteriş ama onlara göre sevgi fotolarıyla dolacak… Ay, tamam… Tamam, sevgilisiniz, mutlusunuz… Tamam, kabul, biz de kıskanıyoruz… Ama yani göze soka soka kutlamak neden? Gidin kıyıda köşede kutlasanıza arkadaş… Olanı var olmayanı var sonuçta 😀 Ya da daha beteri var: sevip de sevilmeyeni 😀 Neyse ben yine kuyruğu dik tutup:

“Ayyyy, sevgili mi? Yok ben böyle iyiyim… Bekarlık sultanlık hem. Oh misss, kafam rahat”

modunda dolanayım bu hafta 😀 Evet, evet, kafam rahat yahu… Dır dır edeni yok, karışanı kuruşanı yok… Oh misss… Şuan için tek şükrettiğim, Allah’tan “EVLİLER GÜNÜ” diye bir şey yok. Düşünsenize bir de olduğunu! Zaten evlenenler bunu 5 yıl unutturmuyorlar:

  • profil fotoğrafları 5 yıl gelin ve damat temasından değişmiyor,
  • birinci gün (!) (bize ne sizin o “birinci” gününüzden) birinci hafta birinci ay birinci ay 1. gün, birinci yıl fotoğrafları ve anmalarıyla devam ediyor o face ve intagram akışları…
  • Bu da yetmiyor, sürekli bir “eşi tarafından aranan, çiçek gönderilen, evdeki panoya sevgi notları bırakılan” şanslı eş paylaşımları yok mu… Oyh! Valla gına geldi… Sonra bir de “evli mutlu ilk ev gezmemiz”, “evli çiftler olarak ilk pikniğimiz” gibi gibi “görgü” temaları ile devam ediyor süreçleri 😀 Bir de bunların üstüne “EVLİLER GÜNÜ” diye bir şey olsa maaaaaazaaaaallah! Korkunçççç!!!! Ama eminim bu gidişle “evlenmek” bir bayan için bir “başarı” hikayesi sayılacak ve “EVLİLER GÜNÜ” diye bir şey kesin çıkacak…
  • Dip Not = Evet, zaten şuanda bile “evlenmek bir başarı” olarak sayılıyor 😀 Ama başarı gözüyle bakanların sonu da hazin oluyor, kıh kıh kıh 😀
  • Dip Not = Aslında Evliler Günü olsa da Evliler pasta börek açsa herrrkese ikram etse de hünerlerini sergilese, biz de değerlendirsekkk 😀 😀 😀

~ Dyg ~

Güle Güle 2018 Hoş Gel 2019

Çokk effsane bir yıldı şu 2018 😀 Açıklayalım efem;

  • 9 Ocak’ı hatırlayamıyorum… Yine uyudum herhalde 🙂
  • 14 Şubat’ta yine yalnızdım 🙂
  • Şubat’ta kazandığım iddiaların haddi hesabı olmamasına rağmen ödemeleri olmadı >:/
  • Nisan – Mayıs çok zorluydu, sabır taşım çatladı.
  • 17 Haziranı hatırlamak bile istemiyorum, emojilere kin besledim.
  • Bizimkiler barıştı (!) Dağ dağa kavuşur, bizimkiler kavuşmaz diyordum; yanıldım şükür 🙂
  • Kardeşim evlendi.
  • Kardeşimi kardeşlikten sildim.
  • Arek’im…
  • Bayramda kardeşimin bana yaşattığını asla unutamayacağım kesinleşti.
  • Geçen yılın hesapları bu yıl kapatıldı (idari vs).
  • Ekim – Aralık arası yüksek lisans anlamında çok zorluydu. Yüksek lisansı bıraktım.
  • Yüksek lisansı bıraktığımda kimin dost kimin düşman olduğu ortaya çıktı, hislerim beni yanıltmadı.
  • Yüksek lisansı bıraktığımı yayımladığımda şu üç kişiyi unutmayacağım (onlara müteşekkirim)= Serpil Hoca (mat), Elif Hoca (reh) ve Emine (lise ark). Tabi Arekim her türlü desteği göstermeye çalıştı, söylememe gerek yok.
  • Kendime ihanet edemedim ve yine ayağa kalktım, çok şükür…
  • Yeni hayatlarla tanıştım ve kendimden utandım; Odin, Kadir, Emine, Serpil, …
  • Alışveriş yaptım ama bu sefer kitaba değil üstüme başıma yatırdım… Ciğerim yansa da, sonrasında kendimi tebrik ettim.
  • 26 Aralık 2018 gecesi; sabahlamak demekti…
  • 27 Aralık 2018 tarihi, danışmanımı gerçekten fitil ettiğim gündü 🙂
  • 27 Aralık 2018 tarihi doçentlik demekti…
  • 28 Aralık 2018 doktorluk demekti…
  • Çanakkale’ye gidemedim bir türlü… Hep son hafta golleri yedim 😦
  • 22 kitap okuyarak GoodReads hedefimi aştım.
  • Uzun zamandır istediğim bir psikoloji kitabını sonunda aldım: Anormal Psikoloji (Psikopatoloji)
  • Cibelle Green Grass ile anıldım… Şaşkınlığım paha biçilemezdi 🙂
  • Yıllar yıllar sonra ilk defa göz farı aldım (bugün aldım) 😀
  • 100’lük listemden bazı maddeleri eksilttim= Sek votka içmek+her ay 1/40 yardım+5 gün sıfır parayla yaşamak (dolmuş parası bile harcamadım,yürüdüm)+1 ay köy hayatı yaşamak+1 ay kafelerden uzak durmak+1 hafta inziva+1 ağaca tırmanmak+1 hafta elbise etek giymek
  • Bir kişiye ettiğim bedduanın tuttuğuna şahit oldum. Çok mutluyum abi!
  • Hüseyin’in ahı da bende tuttu (ah etmemiş olsa da hakkı çıktı bence)…
  • Tekin’le ilk defa tartıştık. Kırıldım. Kırıldı. Ama anlayamıyorum. Anlamak istemiyorum, çünkü kabul edemiyorum.
  • Şans Kolyeme mahcubum, canım yanıyor. Yanmıyor gibi Görünüyor oysa…
  • Bu kış çok güzel kar yağdı…
  • Bu sonbahar 9 Kasım’ı unuttu…
  • Bu yaz taksonik derecede sıcaktı…
  • Bu ilkbahar çiçek gibiydi…

Yukarıdaki liste işte özetin özeti falan… Gel bir de içimdeki volkanlara sor… Neyse, öyle ya da böyle 2018 geride kalıyor… Umarım 2019 kalbi iyi olan herkese sağlık, mutluluk ve huzur getirir ve bir de bol para; kalbi kötü olanlara da iyi duygular ve düşünceler versin ne diyelim… Son olarak;

Seviyorum seni Anne, seviyorum seni Baba.

Seviyorum seni Arek’im.

Seviyorum seni Hüseyin.

Seviyorum seni Tekin.

Seviyorum seni Alp Eren.

Seviyorum seni Şans Kolyem.

Seviyorum seni Öznur.

Seviyorum seni Fatma.

Seviyorum seni Gamze.

Seviyorum seni Elif Ç.E.

Seviyorum sizi Ömer Hocam.

Seviyorum sizi Yunus Hocam.

Seviyorum sizi Aysun Hocam.

Seviyorum sizi Hülya Hocam.

Seviyorum seni Neslihan Tuğçe.

Seviyorum seni Serrose.

Seviyorum seni Kendim 🙂

Saydığım tüm bu insanlar benim hayatıma öyle ya da böyle büyük etki etmiş insanlar. Hepsine musmutlu ve efsane bir yıl diliyorum! 🙂 Yüreklerinden öpüyorum!

Kendilerinin tabi haberi yok bundan 😀 Kıh kıh kıh 😀

~ Dyg ~