VAY BE !!

Kadere inanıyorum !! İmanın şartlarından biri olduğu için değil, cidden var olduğu için 🙂

Hemen hemen her şeyden vazgeçmişken can sıkıcı bir olay olur ve “Dannnn!” kaderine yön verirsin. İşte yaşadığım tam anlamıyla buydu.

Yüksek Lisans düşünmeye başladığım andan beri derinlerde çokkk derinlerde kendime bile söylemeye korktuğum bir alan vardı kendi bölümümde. Bırak düşünmeyi; hayali bile imkansızdı benim için. Çünkü ALES 95 üstü, ÜDS (şimdilerde YDS) 75 üstü istiyordu o alan. Bu da yetmiyor gibi Akademik Ortalamanın da 3,50 üzeri olması gerekiyordu!! Yani o alan benim bölümümün “Tıp”ıydı anlayacağınız.

O alana asla kabul edilemeyeceğimi düşündüğüm için başka bir alan denedim ve çok iyi bir üniversitede yüksek lisansa başladım iki yıl önce. Ancak sarmadı pek. Bir de üstüne hocalarımdan biriyle sorun yaşayınca bıraktım eğitimi. Gel gelelim içime ukde oldu yüksek lisans… Ama artık treni kaçırmıştım bir kere. En azından böyle düşünüyordum o sıra 😀

Neyse, sonraaaa….

Karakterinin HIRS kısmı bana çok benzeyen bir iş arkadaşımla KADERSEL olarak bir seminere gönderildik. Kadersel olarak diyorum çünkü o seminere o kadar insan arasından ikimizin gönderilme olasılığı ciddddennnn düşüktü.

Seminere katılmak üzere sabahın erken saatlerinde bu arkadaşı evinden aldım ve çıktık yola. Elbette sohbet şart 😀 O yarım saatlik yol nasıl çekilir yoksa?! Velhasıl kelam laf lafı açtı konu yüksek’e geldi. ( Bu arkadaş bilgisayar mühendisliğinde yüksek lisans yapıyor ancak mezun olduğu fakülte mühendislik fak. değil.) Konuştu konuştu konuştu… Ve gene konuştu… Öyle bir an geldi ki kendime resmen küfrettim içimden:

       “Lan şu kızdaki cesarete bak aptal D@Di !! Sen kendi bölümündeki alana başvurmaya cesaret edemiyorken kız FARKLI FAKÜLTEDEKİ bir alana başvurmaktan çekinmiyor, bu da yetmiyor kabul edilebiliyor ve tıkır tıkır da okuyor !! ÖL D@Dİ ÖL !!” dedim. Tabi kız hala konuşuyor, içimde saydıklarımdan habersiz.

Ben içimden kendime saydırırken birden bir hırs geldi bana! Daha bir akşam önce en yakın arkadaşıma; “Yüksek müksek yapmıycam abi, önüme bakıcam. Şu eksi hesabımı kapatcam önce, sonra da yapabildiğim kadar birikim yapcam.” demiştim ki saatler sonrasında (ertesi güne girmiş oluyoruz bu arada) hırslandım ve “İnceldiği yerden kopsun!! Başvuruyorsun D@Di !! Korkmak yok !! Çalış çabala bu maçı kazan !!” moduna girdim.

Bu kadar hırslanmamdaki sebep elbette sadece kızın farklı bir fakültede yüksek lisans yapma cesareti göstermesi değildi. Bir sebep daha vardı… Ben eğitime, eğitimin sürekliliğine ciddi anlamda çok değer veriyorum ve benim için bir araç değil “amaç”. Seviyorum öğrenci olmayı, öğrenmeyi. Öğrendiğimi tatbik etmeyi. Ama bu yazıda bahsettiğim kızın yüksek yapma amacı şu fani hayatta LEVEL ATLAMAK. Ona göre üniversite ortamı ELİT bir çevre ve o kız da o çevreye ait olmalı. Olmamalı böyle bir mantık ya! Yüksek lisans sevdiğin ve ilgi duyduğun bir alanda uzmanlaşmak amacıyla yapılır, sınıf atlamak için değil, ki zaten sınıf ne ki?!

İşte, durum bu. Üniversitenin gelecekteki hocası olacak kişinin üniversitede bulunma amacı bu. Böyle insanların olmasını istemiyorum bilim yuvalarında. Gerçekten eğitime, yenilenmeye gönül vermiş olanlar bulunmalı üniversitelerde. Parası, sınıfı ve olanakları için değil. Aklıma yakın zamanda yüzyılın çözülemeyen problemini çözen ve 1 milyon dolarlık büyük ödüle layık görülen Rus Matematikçi Grigory Perelman geliyor… Perelman ÖDÜLÜ REDDETTİ !! Sebebini ise şöyle açıklamıştı: “Matematiğin kahramanı falan değilim. O kadar başarılı bile değilim, herkesin bana bakmasını istemiyorum, tanınmak istemiyorum.” Dünyanın dahi olarak kabul ettiği adamdaki alçakgönüllülüğe bak… Ki bu cümleleri inanarak söylüyor, alçakgönüllülük olsun diye değil.

Şimdi gel de “sınıf atlayarak” kendini kanıtlamaya çalışan biri ile bu adamı aynı anda aynı beyinde düşün. Devrelerim yanıyor elbette. Bu yüzdennn…

Bu yüzden kendimi küçük görmeye son verdim o deli hırsla. Hemen bir plan program yaptım. Planım; hemen bu ALES-YDS sınavları sonrasında kabul edilmek için başvurmak değildi. Planım; hazirandaki alımlarda mülakat ve yazılılara girip ne sorduklarını deneyimlemek ve ona göre şubattaki alımlara adamakıllı hazırlanmaktı. Bu yüzden ALES ve dile hemen kasmadım. Kendi seviyemi görmek için sınavlara girdim çıktım.

ALES : 83

YDS: 73,75

Ak. Ort. : 81,00

ile büyük üniversitelerden iki tanesine başvurdum. Hacettepe’de yazılı sınava girme hakkını 0,7 ile kaçırdım. Diğerinin de mülakatı çok kötü geçti. Heyecandan elim ayağım sesim titriyordu. Sorulan sorulara hep yanlış cevaplar verdim. Ki aslında hepsi, cevabını bildiğim sorulardı. Aklım karıştı… Ama öyle bir an geldi ki güncel bir soru sordular 😀 AHANDA İŞTE İPLERİMDEN KOPTUM 😀 Kendimi buldum o soruyla, bir özgüven patlaması yaşadım 😀 Hatta öyle bir an geldi ki hocalarla dengim gibi konuştum 😀 Tabi mülakat sonrasında bu denk sayma olayına kendim de şaşırdım 😀

Sonuç???

KAZANDIMMM !! 😀

Gönlümde yatan yeri kazandım 🙂

Hayallerime kavuşmamda en çokkk emeği geçen kişi o kızdır. Kendisinin haberi bile yok ama olsun, SAOLLLL DATLUM !!!

Umarım bu yüksek lisans içime sine sine biter. Ve umarım her şey yolunda ilerler… Aminnnn…

p.s. = Hangi üniversiteye mi kabul edildim? Tek söyleyebileceğim Ankara’daki bir üniversite 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s