Patti Smith

Hayatımın dönüm noktası kadınlardan...

Hayatımın dönüm noktası  kadınlardan…

Patti Smith ile ilk defa tanışanlar için buraya tıklayın.

Ama yok; öyle uzun boylu okuyamam diyorsanız, bu kadın hakkında kısaca şunları söyleyebilirim; “Şuanda 67 yaşında ancak hala yaşıyor! Küçük yaştan beri kitapla şiirle haşır neşir ki bu da ilerleyen yaşlarda müziğine ve sanatına yansıyacak. Rock dünyasında onu efsane yapan şey; şiirle rock’ı birleştirmesi. Punk Rock’ın da vaftiz anası olarak anılıyor.(Horses albümüyle)

Pattismith Horses Kapak“Horses” demişken… Bu albümün kapağı müthiş bir sanat eseri.Robert Mapplethorpe’un (Patti’nin çok yakın arkadaşı) sanatçı kişiliğine saygı duymamı sağlayan bir fotoğraf. (Yukarıdaki fotoğraf) Bir kadın, erkek kıyafetleri içinde ancak bu kadar özgüvenli olabilir. Ancak asıl şaşırtıcı olan şu;o özgüven ve erkek kıyafetleri içinde hiç de maskülen değil. Erotik dişil değilancak maskülen de değil. Şahsına münhasır bir duruş bu.

İlk defa Patti Smith dinleyecekseniz önce şu meşhur şarkısından başlayabilirsiniz:

Burada asıl paylaşmak istediğim şey Patti Smith’in “Çoluk Çocuk (Just Kids)” adlı National Book Award ödüllü kitabından beni etkileyen ifadelerdi. (Bu bir sonraki yazıya artık.) Bu kitap gerçekten ardında ağır bir sanat taşıyor. Gerçek bir ağır şiir ve edebiyat tutkunu olan birinin rock dünyasında da var olması heyecan verici. Kitap ucundan kıyısından ilgilendiğim rock müziğe bakış açımı değiştirmekle kalmadı “hayat”ın ciddi bir iş olduğunu da hissettirdi. Çoluk Çocuk’un ardından hemen Patti Smith’in bir diğer kitabını satın aldım: “Hayalperestler” Bu addaki gönderme de çok muzipçeydi-kitabı okumanız lazım, söyleyip de heyecanını bozmak istemiyorum. 🙂

D@Di-Çoluk Çocuk-Hayalperestler

D@Di-Çoluk Çocuk-Hayalperestler

İki güzel kitap yanyana dururken tekrar okumak istedim onları…

D@Di'nin Çoluk Çocuk Notları (Patti Smith)

D@Di’nin Çoluk Çocuk Notları (Patti Smith)

Ve çoğunluğunu kitaptan alıntıların oluşturduğu yer yer de bilmediğim veya ilgilendiğim kısımlarla ilgili yaptığım araştırmaların notlarını çıkardığım 20 sayfalık emeğim. İsteyen olursa mailimiz ankarakna@gmail.com dan istek gönderebilirsiniz. Yollarım 🙂

D@Di-Patti Smith

D@Di-Patti Smith

Kİtapta, Horses albüm kapağının fotoğrafından sonraki favorim. 🙂

~D@Di~

Reklamlar

Kaybedenler Kulübü

Kaybedenler Kulübü-DaDi

Kaybedenler Kulübü-DaDi

“Şuan sabahın 05.50 si ve Kaybedenler Kulübü’nü izlemeyi yeni bitirdim. Beynim darmaduman. Serra’nın darbesinin mi (yaptığım her şeyi istediğim için istediğim şekilde yaptım) yoksa Nejat’ın yumruğunun mu (tüm gördüğün bu mu? Program bundan ibaret mi?) etkisi bu?! Aklıselim bir halimle tekrar izleyeceğim yarın gece. Ve Yiğit’in deyişiyle “Fuck of men!” Neden bu kadar erteledim izlemeyi?! Küçük bir not daha değerli AnkaraknA okurları : bu ve bundan bir sonraki yazım Kötü Ruhlara ve Koruyucusuna gitsin. Elbette yine tembelliğe teslim olmazsam, elbette gene her iş gibi bunu da yarım bırakmazsam.”

Evet yukarıdaki paragraf 05.50 de yazıldı ve şuan saat 08.18 ve o lanet filmi izledim izleyeli gözüme uyku girmedi!! Hep diyorum kadersel bir yıl… Kadersel bir yıl diye. Filmi izlemeden saatler öncesinde BigEye’a “Hayat’ı yaşamak için, Yaşam’ı hissetmek için Düşünmek’i bırakmak gerek. Bırakacaksın kendini ve sadece yaşayacaksın. Normal insanlar gibi, herkes gibi” demiştim. Ve söylerken inanıyordum söylediklerime. Çünkü bir yıldır böyle yaşıyordum. Ama bu film… Beni bir yıl öncesine kadar süren uzun düşünmeli yaşamıma götürdü. Evet, ben de melankolinin dibini yaşıyor, sorgulamanın isyan sınırlarında geziniyordum. Elbette bu da mutsuzluğu beraberinde getiriyordu. Bir gün YETER  dedim, ve düşünmeyi bıraktım ve kendimi hayata bıraktım. Mutluluk da kendiliğinden geldi. Ama sanırım bu bir seraptı. Eğer gerçekten düşünmeyi bırakmış olsaydım ne bu film beni etkilerdi ne de düşünmeden yaşamanın vicdan azabını duyardım. Ama duyuyorum çünkü hayatla, kendimle derdim var! 

Uzun zamandır izlemeyi istediğim ama sürekli ertelediğim bu filmi hazır olduğumda elime kağıdı kalemi alıp izleyecektim. Ama ne var ki bir yıldır “yaşadığım” için googleda serseri serseri dolanırken karşıma bu filmin adı gelince “izleyeyim ya, zaten uyku tutmuyor” dedim. Ardı arkası geldi zaten. Bu film hakkında o kadar çok şey yazmak istiyorum ki… Ama ne işe yarayacak lan! Niye yazacağım? Ayrıca neden yazmak istiyorum?! Bir iki saate otogara gideceğim; Çanakkale beni bekliyor. Zaten Eskişehir de beni istemiyor. Velhasıl kelam Çanakkale’ye varır varmaz yapacağım ilk şey saat kaç olursa olsun inci-uludağ-ekşi sözlükte bu filmle ilgili yapılan tüm yorumları okumak, filme konu olan kişilerin (Kaan-Mete) otunu b.kunu araştırmak… En sonunda da araştırmanın bitişinin ardından keyifle arkama yaslanıp Metallica’dan The Unforgiven’ı dinlemek olacak… Tekrar tekrar…

~D@Di~