Günün Şarkısı ♪ ♫

Video

Bugün günlerden çarşamba mı? Du bakim; evet, çarşambaymış. Ayın kaçı? 31’i. 30 saysak da olur mu ki? Çünkü aslına bakarsan hiç uyumadım, o yüzden gün dönmüş sayılmaz, yeni güne uyanmadım ya ondan 🙂 Çok sevimliyim sanki 🙂 Neyse, gideyim de bu sevimliliğimle bir notluk daha alayım. 22. notluğa geçtim nasıl olsa. Yahu 3 ayda bitmiş 21.si :/ Ne çabuk bitiyor :/ Ben çıkar biraz hava alır sinüsleri açar beyni kalbi sakinleştirir 🙂 House effect dinmiyor çünkü 🙂

~ Dyg ~

Reklamlar

Psikoloji ve hadi Günün Şarkısı ♪ ♫

Yüksek lisansa başladığım ilk dönemde duymuştum galiba; psikoloji bölümünü seçenlerin çoğunluğunu psikolojisinin bozuk olduğuna inanıp psikologa gidemeyenler oluşturuyormuş muş muş… Buna pek inanmıyorum açıkçası; doktorlar neden tıp fakültesini seçmişlerse psikologlar da o sebepten seçiyorlar o bölümü bence: P-A-R-A. Gerçi herkes en az çaba ile en çok parayı kazanabileceği işlere yetenekleri dahilinde ulaşmaya çabalıyor.

Da, bu bizim konumuz değil bugün.

Konumuz şu: psikoloji öğrenmem gerek. Psikologlara güvenmiyorum çünkü 🙂 Kendi kendimi tedavi etmeliyim 🙂 Hani sormuşlar ya bizim aslana, niye ensesi kalınmış falan… O mevzu işte 🙂

Sürekli düşünüyorum… Sürekli… Ama biliyorum bir insan (normal bir insan), yolda yürürken gördüğü bir yaprağın yeşili ve klorofili üzerine düşünmez. Hatta, biyoloji ile uzaktan yakından ilgisi yoksa hiç düşünmez 🙂 Ya da ne bileyim, bırak beş dakikasını beş saniyesini bile gözün görüntü alma kapasitesinin üzerine çıkabilecek bir makinenin neden yapılamadığı üzerine de düşünmez, hele ki mühendis değilse… Ya daaa, yıllarca emin olamadığı için kullanmadığı ama bir gün “biilaç” kelimesinin yazımı ile karşılaştığında önce deliler gibi mutlu olup sonra bu yazımın doğruluğunu araştırmaz (doğruymuş bu arada 🙂 ), hele ki Türkçe öğretmeni veya edebiyatçı değilse… Bulutlara baktığında hangi çeşide girdiğini merak etmez… Benim yeteneğim ne? diye kafayı yemez… Beni mutlu edecek olan şey ne? diye mutsuzluğa gömülmez, yıllarca bu sorunun cevabını aramaz deliler gibi.

Sorun şu ki ana konuya hala gelemiyorum… Sadece bir sürü şey yüzüyor zihnimde:

“neden yaşıyorum?

ne için yaşıyorum?

yaşama amacım ne?

ben kimim?”

Bu dört ana soru beynimi kemiriyor. Beynimse düşünmekten tükenmek üzere 🙂 Bu kadar şeyi “aaayyy bak görüyo musoooonnn, ne kadaaar da zekiyimmm 🙂 siz cahiller gibi sıradan şeylere kafa patlatmıyoroooommm” demek istediğimi düşünün diye yazmadım. Anlatmak istediğim şey gerçekten tepkisiz kalmak üzereyim. Ana mevzu bu.

Dostoyevski’den bir alıntı ile kapatayım yazıyı 🙂 Bir kitabı (hangi kitabı olduğunu hatırlamıyorum) şu ilk cümle ile başlıyor:

“Bazı insanlar mutsuz doğarlar”

Bunu anneme ilk söylediğim anı hatırlıyorum da annem şöyle demişti: bizim atalarsa şöyle der kızım, bazı insanlar şanslı doğar 🙂 🙂 Aaah ah, bizim toplum yok mu 🙂 🙂

~ Dyg ~

Kendime Not

Aklıma gelmedikçe iyiyim. Ama aklıma dolan düşünceler ve yapmak istemediğim bir  şeyi yine bir insan hatrı için yapıyor olmak canımı çok sıkıyor. Çok şükür ki bu sefer o insan değiyor yapacağım şeye. Ama yine de yapılan hakaretleri yutmak ağrıma gidiyor. Ama bu son. Gerçekten bu son. Temmuzda yokum.

Cidden Shaolin Tapınaklarına gidip Budist rahiplerin arasına Buda Misafiri olarak karışmak istiyorum. Önüme bir tas su bir tas çorba koysalar kafi 🙂 Ne büyük mutluluk 🙂 Saçımı kazıyınca da oh ne güzel kelliğim de fark edilmemiş olur; çünkü herrrkes keltoş olacağı içün 🙂

Evet, bugünü atlatana kadar Shaolin Tapınaklarını düşünmeli ve neşelenmeliyim!! 🙂

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Dyg ~

 

Eften Püften? Mi Acaba? :)

Dünden önceki gece bir şarkıya sardım durdum: ZaZ’ın “T’Attends”i.

Sonra, Deliliğe Övgü’ye döndüm durdum. Erasmus’un  deliliği ve delilerine 🙂

Sonra efem, bu da bitmedi bu da yetmedi beni sakinleştirmeye veee kendime hedefler belirledim – ki onları halletmeye çalışırken beynim bir uzaklaşsın eften püften meselelerden 🙂 Hedefler için ekran yapışkanlı notlarını kullandım ve sonuç şu oldu:Hımm.. O notlar da güdüleyemedi beni. Tez için kaynakları çıkarttım önüme. Artık başla dedim BAŞLA 🙂 Ama yokkk, olmuyor… Alışmadık bünyede tez durmuyor efem 🙂Baktım hala olmuyor; sinemaya gideyim dedim. Hakaret filmine bilet aldım. Aldıktan sonra şunu fark ettim: eften püften meselelere çok uyan bir film adı olmuş 🙂

Film yarım saat sonra başlayacak. Tabi film başlayana kadar son üç saatimi Erasmus’un “Deliliğe Övgü”sünü okuyarak geçirdim. Bitti. Kitap bitti Yüca NaN 🙂 Sonuç? Hava Durumu: Şimşekli ve Sağanak Yağışa Hazır Kapalı 🙂 Şimdi gidip havayı tınlamayıp filme seyreyleyelim 🙂

~ Dyg ~

 

Eflatun Kitap Kafe (Eskişehir)

Dünden önceki gün tez için güdülenmek ve biraz da kitap okumak için dışarı atmıştım kendimi. Ancak girdiğim mekanlarımın hepsi dopdolu olunca ortada kalıverdim… Sonra biraz kaybolma biraz Gogo Amca (Google) sayesinde bir kafe keşfettiğimi SANDIM!

O da ne!!! NaN! Daha önce keşfettiğim ama adını ve yerini unuttuğum cennet köşesindeydim!!! Bendeki unutkanlığı sağır sultan duyduğu için hiç yadırgamadım durumu :)) Napim, unutuyorum işte :))

Eflatun Kitap Kafe ile ilgili olarak 8 maddede birkaç kelam etmeyi hak görüyorum kendime;

  1. Kafe iki katlı bir evin bozması olup çok küçük ama çok şirin… Dibinizdeki masa hakikaten dibinizde!! 🙂 Ama herkes sessizce konuşuyor, muhabbet ediyor 🙂 Kendinizi kütüphanede sanırsınız 🙂
  2. Eline bir kitap almış saatlerce okuyan orta yaş üstü insanları da görebilirsiniz, bir bilimsel araştırma üzerine öğrencilerini etrafına toplayıp konu tartışan hocayı da, benim gibi bir deliyi de, üniv sınavına deneme çözerek hazırlanan pikaçuları da 🙂
  3. Çayınız, hakikaten eski usul demlenerek gelir önünüze 🙂 Çay sevmeyen ben bile içebiliyorum siz düşünün :))
  4. Dakikada bir gelip de “Bir şey ister miydiniz?” diye çayınızın bittiğini ve yeni bir şey sipariş etmeniz gerektiğini hatırlatanlar yok 🙂 Hatta siz utanıyorsunuz ve ” çöktüm buraya saatlerdir, bir çay söyleyeyim ayıp olmasın” moduna bağlıyorsunuz 🙂
  5. Ekşi sözlükte biraz okuduğum kadarı ile nakit çalışıyormuş bu kafe. Henüz bu bilgiyi doğrulamadım. Bugün öğrenirim… Ama ne olur ne olmaz yanınızda nakitle gidin.
  6. Kafenin ortasında bir soba var ve tüm kafeyi o soba ısıtıyor :)) Tabi dibini ben kapıyorum :)) Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; lavaboları buzzz gibi, totonuz donuyor haberiniz olsun. 3 dakikalık iş için giren birinin 20 dakika geçse de ısınmıyor totosu ve ayakları 🙂 Hım, bu arada lavabolar cinsiyetsiz. Buna rağmen çok temiz!!!
  7. Kitap satışı da yapıyor kafe. Ama biraz incelediğim kadarıyla kitap arşivleri pek geniş değil. Az kitap var ellerinde ve hemen hepsi klasiklerden oluşuyor.
  8. Kafenin bir köşesini bilim kitaplarına ayırmışlar; bilim rafları var 🙂 Önünde de bir küçük masa… Yüce NaN!!! Daha ne isterim ki 🙂

Sonuç? İyi geldi bana bu kafe… Cidden iyi geldi… Kalabalık etmeden gitmenizi öneririm. Bir de ne olur dandik insanlara bu kafeyi söylemeyin. Zira, kafenin havasını ve saygınlığını bozup oranın sahiplerinin devamlı müşterilerinin ayağını keserler…

Kendine iyi bak yol arkadaşım. Zaman ne getirir ne götürür bilinmez, sen kalbini ve niyetini koru.

~ Dyg ~

Sperm ve Yumurtalarınıza Sahip Çıkın!

Sperm üretiyorsun… Güzel…

Sen de yumurta üretiyorsun… Güzel…

Ama bu ikisiyle kek yapmasanız olmaz mı?

Herkes aşçı olur ama iyi aşçı olmak başka; sizin kek yapabilecek malzemelere sahip olmanız ortaya iyi bir kek çıkaracağınız anlamına gelmiyor. Olmuyor işte, olmuyor 🙂 Ya çok ısıtıyorsunuz keki, ya fırından erken çıkartıyorsunuz, ya da servis etmeden önce az bekletiyorsunuz ya da çok… Ya çok karıyorsunuz ya hiç karmAdan ortama bırakıyorsunuz… Ya şekle oynayıp yağını şekerini unutuyorsunuz ya yağa şekere oynayıp şekli atlıyorsunuz… Yani anlayacağınız siz kek yapabilecek malzemelere ve isteğe sahip olsanız da iyi birer aşçı olmama ihtimaliniz çokkk yüksek. Kabul edin bunu dostlarım 🙂

Sözün özü; spermin var yumurtan var hadi ne duruyorsun çocuk yapsana modundan çıkın. Evlenmeye layık mısınız çocuk sahibi olmaya layık mısınız bir düşünün önce. Dikkat ederseniz “hazır olup olmamayı sorugulayın DEMİYORUM”, “LAYIK MISINIZ DEĞİL MİSİNİZ ONU SORGULAYIN DİYORUM 😉 Ne demiş büyük üstat CMYLMZ:

“E ÇOCUK OLMUŞ MU?”

Olmamış. Sonra da o çocukların karşısına çıkıp (“Bu çocuk niye böyle oldu?” diye kendinize sormadan) suçlamalara + hakaretlere + yaptırımlara + cezalara başlıyorsunuz ya da başlayacaksınız 🙂 Ondan sonra da bu toplumda niye insan gibi insan sayısı az diye bağıracaksınız 🙂 Yani anlayacağınız çoğunuzdan/çoğumuzdan anne baba olmaz 🙂 Ama ilginçtir ki bu gerçeğin farkında olanların sayısı çok azdır ve yine ilginçtir ki o farkında olanların çoğu da çocuk sahibi olmamayı seçmiştir 🙂

Sonuç? Yok sonuç monuç 🙂 Hadi gidip evlenin ve üreyin! 🙂 Ha bir de bari çocuk sahibi olduğunuzda kitap okuyun 🙂 Ama masal olsa bile okuyun… Masallar da karakterinize iyi gelecektir 😉

~ Dyg ~